ELEŞTİREL BAKIŞ AÇISI BİR YETENEK MİDİR?

Kimileri bulundukları ortamın eksiklerini görmede, birlikte yol yürüdüğü arkadaşlarının, meslektaşlarının kusurlarını tespitte ya da kendi ailesinde muhatap olduğu yakın akrabalarının hatalarını bulmada oldukça maharetlidir.
Hayatını bir bilen olarak sürdüren, anlayan, yol gösteren, özlü sözlerin en özelini söylediğini zanneden kişilerdir onlar.
Kızgındır bu kişiler. Kendi sözlerini ilahi bir mesaj gibi gördükleri için, sözlerini dinlemeyenlere de tahammülleri yoktur.
Bu tarz kişiler beklemeyi ve bekletilmeyi de hazmedemezler. Çünkü kutsallıkları incinir.
Aslında haklı oldukları şeyler de vardır bu kişilerin.
Ama haksız oldukları, yanlış yaptıkları, eksik bıraktıkları birçok şeyi görmezler. Olaylara sadece kendi perspektiflerinden bakıp yargılarlar. Kendi mahkemelerinde hem hâkim hem de savcıdırlar.
Peki, sizce bu kişiler bu kadar haklı olduklarını düşündükleri halde neden en başta aile çevresinde, sonra arkadaş çevresinde sonra iş yerlerinde çok sık kavga ve çatışmaların merkezinde olurlar ve geçimsiz ya da anlayışsız olarak eleştirilirler?
Sadece doğrulara işaret ettiğini zanneden bu kişilerin birincil problemi kendilerini gereğinden fazla beğenmeleridir. Özbeğenisi gereğinden çok olan bu kişilerin tahammül düzeyleri de anlayış seviyeleri de oldukça düşük olur.
Vermiş olduğum seminerlerde bu tarz kişilere “Kendinizde gördüğünüz bir kusurunuzu söyler misiniz?” diye soru yönelttiğimde bu kişiler “Ben biraz fazla mükemmeliyetçiyim” , “Hatalara karşı tahammül düzeyim az” der. Dikkat ederseniz hata olarak gördüğü şeyler bile birçok insanın ulaşması gereken iyi şeyler. Yani bu tür insanlardan öz eleştiri duyamazsınız. Mesela “Kavgacıyım”, “ Aşırı alınganım”, “Anlayış düzeyim düşük.” , “Ben de biraz narsistlik var” demezler.
Zaten başkalarının kusurlarını bulmada ustalaşan kişilerin kendileri ile uğraşmaya zamanları ve enerjileri kalmaz.
Yunus Emre “Sözüm hoştur içim boştur. Görenler beni derviş zannederler” derken kusur bulmada uzman olan bu kişiler, başkalarının boşluklarını, eksikliklerini tespit ederek hayatlarını heba ederler.
Çok sık eleştiri yapan kusur bulan kişilere de Şirazlı Şeyh Sadi’nin şu sözlerini hatırlatırım; “Ayıp arayan gözler hüner göremez”
Sürekli olarak çalıştığı kurumun, eş, dost ya da akrabaların, ya da bir ideal olarak takip ettiği bir düşüncenin taraftarlarının eksikliklerini gündem yapmak bir şey kazandırır mı?
Başkalarının kusurlarıyla beslenmeyi alışkanlık haline getirirsek kendi eksiklerimizde körleşebileceğimizi de unutmamalıyız.
Bir yolun doğruluğu, kusursuzluğu ile ilgili değildir. Tamamen yolculuk edenlerin kalitesine de bağlı değildir. Taptuk Emre’nin dergâhında bir tane Yunus Emre çıktı diye Taptuk Emre suçlanabilir mi? Ya da Hz. İsa’nın etrafında yaklaşık on kişi vardı ve on kişiden birisi de onu ihbar etti diye Hz. İsa’nın peygamberliği, erdemi, bilgisi, ikna kabiliyeti, liderliği sorgulanabilir mi?
Mevlânâ’nın da yanında yakınında bir sürü sorunlu insan, öğüt almayan, akıl düzeyinden dolayı algı düzeyi düşük insan vardı. Peki Mevlânâ kimleri itham etmiştir? Sadece kendisi ile uğraştığı için gönüllerde yer etmiştir. 60’lı yaşlarında da “Hamdım, piştim, yandım” demiştir. “Ah bu millet”, “Bu idare”, “Bu talebeler” “Laftan anlamayanlar” vs dememiştir.
Her düşüncenin binlerce yolu ve yolcusu olur. Yol almak da kişinin kabiliyetine, çabasına, niyetine, yol arkadaşlarına ve her şeyden önce Allah’ın lütuf ve ihsanına göre değişir. Yol almak dediğim de her zaman kazanmak, önde olmak, alkış almak da değildir. Bazen yol alabilmen için yolda kalman, bazen yoldan çıkman, bazen de çok uzun bir süre sıkıntı ve üzüntü çekmen de gerekebilir.
Kendini gereğinden fazla beğenen bir kişi bir başkasında sevecek bir yön bulmada zorlanır ve ister istemez muhatabının ve yoldaşlarının eksiklikleri gözünde büyür. Aslında ana problem kişinin kendine gereğinden fazla önem vermesidir. Abdülkadir Geylani ne güzel demiş: “Kendine ağırlık verenin ağırlığı yoktur.” Kendine ağırlık veren yani önem veren kişiler de zaten çok sık kusur bulur. Benim için de ölçüdür. Bir kişiyi tanımak için önce kendine ne kadar önem verdiğine bakarım. Eğer kendini çok beğeniyor, çok sık da başkalarının kusurlarını gündem yapıyorsa uzak durmaya çalışırım.
Bir insanın kendine ne kadar çok değer verdiğini başkalarının eksikliklerini dile getirme sıklığı ile anlayabilirsiniz. Bir insan kendini ne kadar çok beğenirse, başkalarını eleştirme, yargılama ve suçlamada da kendini hak sahibi olarak görür.
Benim tanıdığım hiçbir bilge ya da bilge olma yolunda olan kişiler, başkalarının kusurları ile vakit kaybetmiyorlar. Bazen kendini bazen de yolunu ve yönünü değiştiriyor ama kişilerle uğraşmıyor. Hele “Ben demiştim” kelimesini hiç kullanmıyorlar. Çok sık “Ben demiştim” diyerek kendisinin ne kadar öngörülü olduğunu zannedenlere sorasım geliyor; “Kaçırdığın hakikatler”, “Göremediğin doğrular”, “Anlayamadığın gerçekler” içinde “Aaa ben yanılmışım, görmemişim” dediniz mi?
Unutmayın eleştirmek, hata bulmak, kusur göstermek de bir yetenektir ama bütün yetenekleri, insanlarda var olan önemli kabiliyetleri örtebilen bir yetenek olduğu da unutulmamalıdır. Eleştirirken neleri yok ettiğimizi veya edebileceğimizi hesaba katmak zorundayız.
Doç. Dr. Levent VURGUN
Yorumlar
Kalan Karakter: