Deistler, Korkak Ateistler midir?
İnsanları sıralamak, sınıflamak, etiketlemenin çok yanlış olduğunun bilincindeyim. Hiçbir düşünce, inanç ya da insan sıradanlaştırılamaz ancak son zamanlarda düşünsel temeli olmadan bir inancı benimseyen ya da sorgulamadan reddeden yaklaşımların artması, deizm konusunu ele alma gereği doğurmuştur.
Deizm, en sade ifadeyle; bir yaratıcı (Tanrı) olduğunu kabul eden, ancak bu Tanrı’nın dünyaya müdahale etmediğini savunan düşünce sistemidir.
Deistim diyen birçok kişi ise kutsal metinleri ve dinler tarihi okumadan, teologların eserlerini ve konuşmalarını incelemeden, ya da yıllar süren araştırma yapmadan çoktan kararını vermiştir; “Tanrı ve dinler yok. Hepsi safsata.”
Bu yaklaşım, tarihsel ve teolojik olarak güçlü referanslara rağmen, mucizeleri ve dini anlatıları kategorik biçimde reddetme eğilimi gösterir.
Benim karşılaştığım ve kendini deist olarak tanımlayan birçok insanda gördüğüm ortak özellik ise kibirdir. Temel yaklaşımları “Ben özelim. Herkesin tabi olduğu şeye tabi olamam. Aklıma yatmalı. Eğer Allah kendisine inanmamı istiyorsa neden beni ve benim gibi düşünenleri ikna etmek için daha net deliller göndermiyor. Geçmişte gönderilen deliller beni bağlamaz” derler.
Deistlerin birçoğu Allah’ı anlamak için ilmen ve manen yükselmek yerine Allah’ın küçülmesini ve varlığını ispat etmesini beklerler. Allah’ın ispata değil akıl sahiplerinin idrakine (anlayış, kavrayış) ihtiyacı vardır.
Dücane Cündioğlu’ndan dinlemiştim. Cündioğlu, Deistim diye ortada dolaşan, herhangi bir akademik araştırma yapmadan, fikirsel ve düşünsel süreyi beklemeden kendini “Deist” diye niteleyen kişilere: “Onlar Deist değil, korkak ateistlerdir. Allah’ı da reddetseler, ebedi cehenneme gireceklerinden korktukları için biz Deistiz derler” demişti.
Deist bir kişi, Hz. İsa’nın, beşikte konuşmasını, çamura kuş şekli verip üflediğinde, şeklin canlı bir kuşa dönüşüp uçmasını, ölüleri diriltmesi, kör olanların gözünü açmasını kabul etmez. Hatta Ateist birkaç yazarın 1-2 kitabını esas alarak konuşan birilerine inanarak Hz. İsa yokmuş bile der. Roma İmparatorluğunun en güçlü olduğu dönemde yaygın inancın tam aksini savunan ve bu uğurda çarmıha gerilmeyi de göze alan kişiyi ve onu takip edenleri yok sayar. Milyarlarca Hiristiyan’ı akılsızlıkla suçlarken, deist kişi yanılmadığını düşünür. Kendi akıl fenerinin her şeyi çok net aydınlattığını düşünür.
Deist bir kişi, Hz. Musa’nın asasının yılana dönüşmesini, Kızıldeniz’in ikiye yarılmasını, asa ile kayadan on iki pınar fışkırtılmasını, bulutun gölge yapmasını, Mısır’a gönderilen dokuz belayı (Çekirge, kurbağa, kan vb.) da kabul etmez. Yahudi kaynaklarını ve Kur’an’ın tasdiklemesi de önemli değildir. Kendi inancını destekleyen 3-5 kitabı mutlak doğru kabul eder ve “Hz. Musa da aslında yokmuş bunlar bir efsane” diyenleri takip eder.
Deist bir kişi, MS 354-430 yılları arasında yaşamış olan ve Hristiyanlık tarihinin en etkili düşünürlerinden, teologlarından olan Aziz Augustinus’un dedikoduları ortadan kaldıran “Başkalarının günahları bizi aziz kılmaz.” sözünü sadece güzel bir söz olarak alır. Augustinus’u Hz İsa’nın temsilcisi olarak görmez.
Deist bir kişi, Rahibe Teresa’nın söylediği "Büyük işler yapamayız; sadece büyük bir sevgiyle küçük işler yapabiliriz" sözünden yola çıkıp İncil’i okumak gereği de hissetmez. Deist bir kişi, Rahibe Teresa’nın Kuzey Makedonya 1910’da doğup 1997 Hindistan Kalküta’da ölmesinden de etkilenmez. Birçoğu “hayatını boşuna harcamış” der.
Deist bir kişi, Mevlana’nın;
"Küsme hayata... Işık, yaradan sızar içeri" derken sabrın önemini anlatan sözünü,
"Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol." “sözlerindeki ilahi aşk ve teslimiyet boyutu çoğu zaman yüzeysel bir bilgelik olarak algılanır.
Deist bir kişi okuma yazması bile olmayan Hz. Muhammed’in;
“Ya hayır konuş ya da sus.”
"Merhamet etmeyene, merhamet olunmaz" sözlerindeki evrensel ahlaki ilkeler, ilahi kaynaklı bir hikmet olarak değil, sıradan öğütler olarak değerlendirilir.”
Deist bir kişi Tevrat’ta, İncil’de, Kur’an’da yer alan;
Anne ve babaya hürmet etmeyi, masum insanları öldürmemeyi, zina etmemeyi, çalmanın ve yalan yere şahitlik yapmanın yasaklanmasını ise kopyalama ve tekrar olarak görür.
Deist bir kişi, bugün İsrail Hükümeti’nin ve Siyonistlerin yaptığı yanlıştan dolayı tüm Yahudi inancı yok sayar ve Tevrat’taki “ Ülkenizde sizinle birlikte yaşayan bir yabancıya kötü davranmayın. Ona sizden biriymiş gibi davranacak ve onu kendiniz kadar seveceksiniz. Çünkü siz de Mısır'da yabancıydınız.” sözleri yok sayar.
Deist bir kişi, Zebur’daki “Tanrı bilgiyi, bilgeliği, sevinci hoşnut kaldığı insana verir. Günahkâra ise, yığma, biriktirme zahmeti verir;” sözlerini anlayamaz.
Deist bir kişi, İncil’de geçen;
“Eğer köre kör kılavuzluk ederse, ikisi de çukura düşer.”
“İyi ağaç kötü meyve, kötü ağaç da iyi meyve vermez. Her ağaç, meyvesinden tanınır. Dikenli bitkilerden incir toplanmaz, çalılardan üzüm devşirilmez. İnsanın ağzı, yüreğinden taşanı söyler ”sözlerini sadece hikmetli sözler olarak alır.
Deist bir kişi, Kur’an’da Al-i İmran suresi 134. ayette geçen;
“O takva sahipleri ki, bollukta ve darlıkta Allah için harcarlar, kızdıkları zaman öfkelerini yutarlar ve insanların kusurlarını bağışlarlar. Allah iyilik yapanları sever” sözlerinden istifade edemez. “Bu sözleri Muhammed bir yerden kopyalamış” der.
Deist bir kişi, insanlığın geldiği medeniyet seviyesinde dinlerin katkısını da anlayamaz. Deist bir kişi, dindar diye geçinen insanların yaptıkları hatalardan dolayı Allah’ı sorumlu tutar, yaratanı, peygamberleri ve kutsal metinleri yargılayarak Allah’tan uzaklaşır.
Eğer Allah’ın varlığı kabul ediliyorsa, dinler ve peygamberler, emirler ve yasaklar vardır. “Allah’ı kabul ediyorum ama dinleri kabul etmiyorum” demek ise sadece kişinin kibrinin söze dökülmüş halidir.
Aslında Deizm’in çıkma sebeplerinden en önemlilerinden birisi insanların yaşamak istedikleri hayatın hiçbir dinin sınırlarına girmemesidir. O zaman yaşadıkları gibi bir din üretirler. Hz. Ali’nin ifadesiyle; “İnsan inandığı gibi yaşamazsa yaşadığı gibi inanmaya başlar.”
İnsanın sınırsız özgürlük arayışı, çoğu zaman sorumluluktan kaçınma eğilimi ile iç içe geçmektedir. Deizm, bu noktada bireye kuralsızlık alanı sunan bir yaklaşım olarak cazip hale gelebilmektedir.
Eğer namaz, oruç gibi ibadetler sizi zorluyorsa, elde ettiğiniz malı hiç kimse ile paylaşmak istemiyorsanız, gönlünüzün isteği insanla birlikte olmak istiyorsanız en güzeli “Deist” olmak. Çünkü o zaman hiçbir kurala tabi değilsiniz.
Ama Allah kâinatı, insanları yaratıp sonra da unutmuş olabilir mi? Hiç elçisini göndermemiş ve kural koymamış olabilir mi?
Yaratılan varlıkların tümünü tabiata, evrime bağlayan insan tabi ki Allah’ı tanımaz. Hepten de yok diyemez. “Ya varsa!” düşüncesinden kaynaklanan ebedi(sonsuz) cehennem korkusu ile deizmi seçer. Deizm aslında inançsızlık ile inanç arasında konforlu bir ara alan oluşturur.
Cündioğlu’na ben de katılıyorum “Deistlerin çok büyük bir çoğunluğu korkak ateistlerdir.”
Doç. Dr. Levent VURGUN
Kaynakça
Tevrat Bölüm 19, Levililer, Adalet ve Kutsallık Yasaları, Syf.122
Zebur, Vaiz, Bölüm 2, s.696
İncil Matta 1029, Luka 1091
Kur’an’ı Kerim Al-i İmran 134, s.60
Yorumlar
Kalan Karakter: