Ciddiyet Mesafesi
Kişilerin beklentilerinin ve taleplerinin de sınırı olmadığı için “Ciddiyet Mesafesi” bizim sınırlarımızı gösteren bir davranış kalıbıdır.
Etrafınızdaki birçok insan, sizden kendilerini memnun etmenizi bekliyor ve sizden hiçbir sınır koymamanızı istiyor. Herkesin memnun olacağı bir kişilik olamayacağına göre, muhataplarınız sınırlarınızda tatmin olmayı öğrenmeliler. İşte sizin sınırlarınız da ciddiyet mesafenizdir.
Ciddiyet mesafesi, insanın kendini koruma biçimidir; kırılmamak, tükenmemek ve kendi varlığını kaybetmemek için koyduğu sınırdır.
Örneğin annenize hiçbir sınır koymadığınızı varsayalım. Annenizi memnun etmeniz için onun istediği birisiyle evlenseniz, her hafta sonunu birlikte geçirseniz, tüm özel günlerde ortak kutlamalar yapsanız, tüm tatillerde birlikte olsanız, annenizin değer verdiği akrabalarının gönlünü hoş etseniz, çalışacağınız ili onun yanında olacak gibi ayarlasanız, kaprislerine göz yumsanız, her kızdığında alttan alsanız, şikâyetlerine çözüm arasanız, öğütlerini hiç kesmeden heyecanla dinleseniz, maddi birikimlerinize anneniz yön verse, çocuklarınızın kariyer planını o yapsa, evinizin mobilyasına o karar verse ……………………..,
Tüm bunları yapabilir misiniz?
Diyelim yaptınız memnun olur musunuz?
Evet, bizi en çok düşünen annelerimiz olsa da onlar da melek değiller. Herkesin mutluluğu için, annelerimize de belli bir oranda ciddiyet sınırları kurulmalı, sorumluluk ve yetki alanları hatırlatılmalıdır.
Neşeli olan, nükte yapmayı seven ve espri yeteneğine sahip birçok kişi “Ciddiyet mesafesi” kuralında zorlanabilir. Ama kişisel mutluluğunuz ve zarar görmemeniz için mutlaka uygulanması gereken bir kural olduğuna inanıyorum. “Ciddiyet mesafesi” de birden bire herkesin kabullenebileceği bir kural değildir. Sizin belli sınırlarınızın olduğunu muhataplarınızın öğrenmesi için çaba sarf etmeniz gerekmektedir. Unutmayın, sınırları olmayan ilişkilerde mağdur edilmek ve üzülmek kaçınılmazdır.
“Bugüne kadar o kadar çok kırıldım ki artık daha fazla kırılmak istemiyorum” diyorsanız herkese karşı ciddiyet sınırları oluşturmak zorundasınız.
Ciddiyet mesafesi; muhatabınızın anlayışına, ahlakına ve sizin tahammül sınırınıza göre değişecektir.
Siz, “Ciddiyet sınırlarınızı” korumaya çalışırken, etrafınızdaki herkes “Bize de mi?” diyecektir.
Örneğin, çocuklarınıza bir görev verdiğinizde onlar size “Sen yap” deyip gözünüze bakacak ve içlerinden şunu geçireceklerdir “Acaba babamın/annemin tepkisi ne olacak? Sınırlarını benim için değiştirir mi?” Siz, gereken tepkiyi verip evlat olarak sınırlarını hatırlattığınızda ilişkiniz normalleşir. Ama bu mücadele farklı zamanlarda farklı şekillerde belki de yaşamınızın sonuna kadar devam edecektir.
Rahmetli büyük Türk komedyeni Kemal Sunal, filmlerinde hep komik adamı oynarken, normal yaşamında birçoğumuzdan daha ciddi bir kişiliği vardı. Komedyen olarak geçimini sağlamak bile her yerde ve şartta insanları güldürme ve eğlendirmeyi gerektirmiyor.
Erzurumlu İbrahim Hakkı, “Az dostun faydalı, çoğunun zararlı olduğunu, insanlara karışmanın hile ve fitneleri çekmeye, uzak kalmanın ise şerlerinden korunmaya sebep olduğunu, iyi insan cesediyle halka yakın fakat gönül ve ahlakıyla ondan uzak olması gerektiğini” ifade etmektedir. Cesediyle, yani bedeni ile halka yakın, fakat gönül ve ahlakıyla insanlardan uzak olmak da ancak ciddiyet mesafesi sınırları ile sağlanabilir.
Hayattan ve insanlardan çok şey beklemek de insanlarla aramıza koymak istediğimiz ciddiyet mesafesini zorlaştırır. Konfüçyüs, “Yiyecek pirincim, içecek suyum ve kolumu dayayacak bir yastığım var. Bunlarla ben mesudum. Zenginlik ve unvan, doğru olmayan bir yoldan elde edilirse, bunlar uçan bulutlar gibidir.” diyerek beklentisiz olmanın en güzel ciddiyet sınırı olduğunu hatırlatmaktadır.
“Ciddiyet sınırı nasıl olmalı?” derseniz her kişi için çözümü farklıdır diyebilirim. Kendinizi rahat hissedeceğiniz bir “ciddiyet alanı” oluşturmak zorundasınız. Her insan için de bu mesafe ayrı ayrı olmak zorundadır. Kimi insana karşı hem gönlünüzü hem evinizi belli bir oranda açarken, kimine sadece bir toplantıda görüşme fırsatı verebilirsiniz. Kısacası, sizin tahammül düzeyiniz ile muhataplarınızın anlayış düzeyi, temel ciddiyet mesafesi sınırlarını belirleyecektir.
Makalemi Arthur Schopenhauer’ın meşhur “Kirpi İkilemi” ile bitiriyorum:
“Çok soğuk bir kış günü üşüyen kirpiler birbirlerine iyice sokulurlar, soğuktan ve donmaktan korunmak için, ama bir süre sonra birinin dikenleri diğerine batmaya başlar. Birbirlerinden iyice uzaklaşırlar, bu sefer de soğuğun etkisi hissedilir. Her seferinde aynı olay tekrarlanır, üşüyünce birbirlerine yapışan kirpiler, dikenler batınca birbirlerinden fazlasıyla uzaklaşırlar, ta ki hem soğuktan etkilenmeyecekleri hem de birbirlerine dikenlerini batırmayacakları orta bir mesafe bulana kadar. İnsanlar da kendi monotonluklarından, tek başınalığın boşluğundan kurtulmak için birbirlerine yaklaşırlar, ama çirkin alışkanlıkları ve dayanılmaz hataları onları birbirlerinden uzaklaştırır.”
İşte ciddiyet mesafesi, başkalarının dikenlerinden az zarar görmenizi sağlayan korunaklı bir mesafedir.
Sevgi ile kalın
Doç. Dr. Levent VURGUN
Kaynakça
Arthur Schopenhauer, Parerga ve Paralipomena: Kısa Felsefi Denemeler, 396. Bölüm, “Kirpi İkilemi
Ayhan Aydın, Hayat Neden Güzeldir (İstanbul: Gendaş Kültür Yayınevi, 2007)
Hayrani Altıntaş, Erzurumlu İbrahim Hakkı (İstanbul: Millî Eğitim Bakanlığı Yayınları,1997)
Hal Urban, Olumlu Sözcükler Etkili Sonuçlar (Ankara: Elma Yayınevi, 2.b., 2008)
Yorumlar
Kalan Karakter: