
Asla bir kahraman değilim.
Benim sorunum ne iyi bir barış elde edebilmiş ne de iyi bir savaş yürütebilmiş olmamdır. Müzakere şantaj şartları altında ve Bosna’nın başı üstünde bekleyen bir kılıçla yürütüldü.
Sebebini bilmesem de başından beri “lider” bendim. Eğer en iyileri bensem o halde diğerleri ne halde diye düşündüm. Fakat belki de en iyilerin lider olmaları gerekmiyordu. Lider olabilmek için önemli kusurlara sahip olmak gerekiyordu ve ben de bunlara yeterince sahiptim.
En büyük imtihanım hapis yılları olmadı. Tam aksine, asıl imtihanım iktidarda olduğum yıllar oldu. Kendi hakkımızdaki düşüncelerimiz ölçü olarak en az muteber olanlarıdır. Sadece elimden geleni yaptığımı söyleyebilirim. Eğer mesele ulaştığım neticeler değil gayretlerim ise o halde takdirlerinizi hak ettiğimi sanıyorum.
24 Haziran 1999’da Saraybosna merkezli Avaz’a verdiği mülakatta “Mülkiyeti Bosna Hersek Cumhurbaşkanlığı’na ait olan iki odalı bir dairede yaşıyorum ve ne hizmetçi ne de herhangi bir lüksüm var. An temel ihtiyaçlarımdan başka hiçbir şeyim yok. Ne ben ne de çocuklarımın herhangi bir mülkü var. Daireleri, mütevazı mobilyaları ve arabaları var. Izzetbegoviç ailesinde, çocuklarım dahil olmak üzere, çok sayıda eğitimli ve yetkin insan var. Onlardan hiçbiri bakan, belediye başkanı ya da büyükelçi değil. Bunların tümü sayesinde sözümü sakınmadan eğriye eğri, doğruya doğru diyebiliyorum.”
12 Haziran 2000’de kendi isteği ile Cumhurbaşkanlığından çekilme sebebini şöyle açıklar “Çekilmemin ana sebebi yaşım(75) ve sağlık durumumdur. Cumhurbaşkanlığı üyeliği vazifesi, fiziksel ve sinirsel bir kondisyon gerektiriyor ve ben artık bunlara sahip değilim.”
Rahmetli annem oldukça dindar bir kadındı ve dine bağlılığımı kısmen ona borçluyum. Seher vaktinden önce, istisnasız sabah namazına kalkarak namazı vaktinde eda eder, beni de uyandırarak mahalli camiye yollardı. O sıralarda 12-14 yaşları arasında idim.
Evet, İslam mükemmeldir, ama biz mükemmel değiliz. İslam zulme karşı cesaret ve direnişi gerektirir. Fakat Müslüman toplum, korkaklarla ve yerli ve yabancı güç sahiplerine yağcılık yapanlarla doludur.
Güzel yalanların hiçbir faydası yoktur, ancak acı gerçekler bazen ilaç gibidir. Karşılaştığımız meseleler karşısında yaşadığımız başarısızlığın nedeni, diğerlerinin yanı sıra, her zaman geç kalıyor olmamız ve meselenin kaynakları yerine ortaya çıkan neticeleriyle mücadele ediyor olmamızda yatar.
Kitleler saf bir şekilde basına, iktidara, resmi açıklamalara inanarak her daim yanılgı içerisinde, gayriihtiyari ve şuursuz bir şekilde yalanları ve zulmü destekleyerek yaşarlar. Bunun gibi yaşayan insanlarda sık sık insanı hayrete düşüren şu naif açıklamayı duyarsınız.: “Ama gazeteler öyle yazmıştı.”. 62
Güçlü sistemler, insanları söyledikleri sözler üzerinden yargılamazlar. Zayıflar ise korkarlar ve şiddete müracaat ederek bu şekilde varlıklarını sürdürmeye çalışırlar.
Mağlubiyet tecrübe ettiğimiz bir şey fakat zafer, kendine özgü problemleri birlikte getiriyor. Kendime soruyorum, acaba darbelere maruz kaldığımızda insanlığımızı koruduğumuz gibi galip geldiğimizde de insan kalabilecek miyiz?348 Galibiyet ağır bir imtihandır. Bazı zaferler, galip halklara mağlubiyetin mikrobunu taşımıştır.
1990 yılında seçimleri kazandığımda en sık karşılaştığım soru, bana ve arkadaşlarıma yaptıkları için komünistlere yönelik bir rövanş olup olmayacağıydı. Bir intikam olmayacağı şeklinde cevap verdim. Olmadı da. Davanın tüm aktörleri, soruşturma görevlileri, savcılar ve hakimler hayatlarını normal bir şekilde sürdürüp kendi işlerini yapmaya devam ettiler. Hatta birçoğu bulundukları makamları muhafaza etti. Bir siyasetçi olarak kendilerini affettim. Bir insan olarak ise affetmedim.
Bosna Hersek Ordusu mensupları tarafından da kanunsuz davranışlar sergilendiği ve şiddet tatbik edildiğini inkâr etmiyoruz fakat bizler bu gibi vakaları lanetliyor ve aleyhlerinde yasal takibatta bulunuyoruz. Temiz savaş ve hatasız ordu mümkün değildir. Tüm savaşlar az ya da çok kirlidir.
Savaş gerektiğinden bir gün dahi fazla sürmemeli. Fakat barışı da her pahasına kabul edemeyiz ve etmeyeceğiz. Bu nedenle de nerede olursa müzakereye oturacağız fakat mecbur olduğumuz sürece de savaşacağız.
Richard Halbrook’u (Eski Amerika Birleşik Devletleri'nin Birleşmiş Milletler Büyükelçisi) sevebilirsiniz veya sevmeyebilirsiniz; fakat ona saygı duymamanız mümkün değildir. Ondan çok sık “Sayın Başkan kesinlikle haklısınız, fakat …” derdi. “You are absolutely right, but …” ifadesini çok defa kendisinden işittim.
Genel olarak bakıldığında siyaset ne dahi insanlar ne de özellikle hayranlık duyacağınız insanlar yok. Gerçek dehalar bilim ve sanat dünyasında. Siyasette herkes az çok orta düzeyden ve buna o “yüceler” de “küçükler” de dahil. Büyük olan şeyler sadece hırslar ve kibir.
28 Aralık 1995’de İspanyol El Mundo’ya verdiği mülakatta
El- Mundo: Sizin nokta-i nazarınızdan bu savaşın asıl galipleri kimlerdir?
İzetbegoviç: Ahlaki galipleri biziz. Askeri galip yok. Herkes hem kazandı hem de kaybetti.
Doç.Dr. Levent VURGUN
Kaynakça
- Aliya İzetbegoviç, Tarihe Tanıklığım, (İstanbul: Ketebe Yay.,2020)
- Aliya İzetbegoviç, İslami Yeniden Doğuşun Meseleleri, (İstanbul: Ketebe Yayınları, 2024)
- Zehrudin İsakovis, Aliya İzzetbegıviç, Biyografi (İstanbul: Yeditepe Yayınevi: 2014)
Yorumlar
Kalan Karakter: