ÖTEKİLER İÇİN ÖTEKİ OLANLAR
Önsöz:
Sizce Nazi Almanyası liderliğinde Yahudilere ve diğer sivillere yönelik sistematik imha sırasında yaklaşık 6 milyon Yahudi ve milyonlarca sivil öldürülürken ya da 1975–1979 Kamboçya Soykırımı’nda, Pol Pot ve Kızıl Kemerler tarafından Kamboçya’da 1,2–2,8 milyon kişi soykırıma uğrarken, neden hiçbir düşünce katliamı yapanların kendilerine engel olmasına yol açmadı?
1994 Ruanda Soykırımı’nda, Hutular Tutsilere karşı yaklaşık 800 bin kişiyi katlederken, 1995 Srebrenica Katliamı’nda, Bosna Savaşı sırasında Bosnalı Müslüman erkek ve çocuklardan 8 binin üzerinde kişi sistematik olarak infaz edilirken, Hutular ve Sırp askerleri sadece kötü insanlar oldukları için mi öldürdüler? Sırp askerleri vicdanlarını nasıl ikna ettiler?
Birleşmiş Milletler ve sivil kaynaklara göre, 2024–2025 yıllarında İsrail’in Gazze Şeridi ve Batı Şeria’daki askerî operasyonları ve saldırıları sırasında yaklaşık 70.112 Filistinli soykırıma uğrarken, %50’si üniversite mezunu olan İsrailli askerlerini sizce ne motive etti?
Tüm bu katliamları yapanların ortak noktaları, insan olarak bile kabul etmedikleri ve “öteki” olarak nitelendirilen aşağı bir sınıf ile karşı karşıya olmalarıydı.
Kimdir bu ötekiler? İşte bu makale, katliamla sonuçlanabilecek “ötekileri” anlatmak için yazıldı.
Ötekiler Kimdir?
Bizim gibi düşünmeyen, bizim inandığımıza inanmayan, bizim sevdiklerimizi sevmeyen ya da bizim nefret ettiklerimizden nefret etmeyen kişiler çoğu insan için “ötekidir”.
Ötekileri koşullu olarak severiz, koşullu olarak dinler ve koşullu olarak aramıza alırız.
İlk yanlışlarında ya da ilk defa yüksek sesle muhalif görüş belirttiklerinde “öteki” olduklarını hatırlatır ve uzaklaştırırız.
Ötekiler konuşsalar da dinlenmezler, aramızda yürüseler de görülmezler. Seslenseler de sesleri çok duyulmaz. James Baldwin, “ötekileri” kitabında şöyle tanımlar:
“Şehir bizi sevmezdi. Bize sanki zebraymışız gibi bakarlardı- ve zebrayı kimler sever, kimileri sevmez. Ama hiç kimse zebralara ne düşündüklerini sormaz.
Günler geçiyor, insanların bir şeyler dediğini duyar gibi oluyorsunuz, onlarla konuşur gibi oluyorsunuz ve işinizi yapıyor gibi oluyorsunuz, en azından işiniz yapılmış oluyor da aslında ne kimseyi görüyorsunuz, ne kimseyle konuşuyorsunuz ve biri o güne kadar neler yaptığınızı soracak olsa, bir süre düşünmeden cevap veremiyorsunuz.”
Birçok insan kendini hümanist (insansever), açık görüşlü, gelişime açık, dinlemesini bilen, anlayışlı, hatta bilge zannetse de, ne yazık ki çoğu insan ideolojisinin ve inancının fanatik taraftarıdır. Olaylara ve kişilere de kendi ezberlerinin ardından bakar. Ezberine uymayanı da “öteki” ilan eder.
“Öteki” diyerek yumuşattığıma da bakmayın. Aslında gizli ya da açıkça söylenen, ima edilerek ötekilerden kastedilmek istenen: Akılsız, Gerici, Pis, Eğitimsiz, Hain, İşbirlikçi, Ajan, Ahmak, Dinsiz, Komünist, Faşist, Liboş, Trol,……..
Bu arada herkesin ötekisi de farklıdır. Kimisi için öteki olan, bir diğer kişi için kahraman, mücahit ya da özgürlük savaşçısı olabilir.
Ötekilerden söz ederken, kim olursak olalım nerede olursak olalım, bizlerin de ötekiler için "ötekiler" olduğumuzu unutmamamız gerekiyor.
Ya siz hangi kitleyi, görüşü, düşünceyi, akılsızlık, hainlik ya da işbirlikçiliği ile suçluyorsunuz?
Pascal: “İnsanın akıllı ve iyi kalpli olması ölçüsünde, diğer insanların içindeki güzelliği fark etme kabiliyeti aynı oranda artmaktadır,” demiştir. Akıllı ve iyi kalpli olmayanlar da genellikle kendine benzemeyen kişileri “öteki” ilan eder ve suçlama yolunu seçerler.
Herkes sorunun “orada” olduğundan ve “onlar” (ötekiler) düzelir veya aniden “yok olurlarsa” sorunun çözüleceğinden emindir. Ya huzur ortamı oluşması için sizin değişmeniz gerekiyorsa…
Sizce, bizden olan kişilere ve bizim gibi düşünmeyen kişilere eşit mi davranıyoruz?
…………………
Yapılan birçok çalışmada elde edilen sonuçlara göre bizden olanları umursarken, bizden olmayanlara daha düşmanca hislerle yaklaşıyoruz. Muhataplarımıza “bizden olanlar” ile “bizden olmayanlar” gibi bakmamalıyız.
“Saf kötülük” olamaz mı?
………………….
Kültür savaşı ideolojik olduğu için her iki taraf da saf kötülük mitini kullanıyor. Diğer tarafın herhangi bir konuda haklı olabileceğini kabul etmek ihanet eylemi olarak görülüyor. En çok kullanılan cümleler de “Tamam öyle diyorlar ama o hainin asıl hedefi …..”
Sorunun en önemli parçası ortada bir sorun olduğuna inanmamamızdır. Görüşümüzü “mantıklı” kılacak kadar sağlam kanıtlar bulduğumuzda düşünmeyi de bırakırız.
Otoyolda önünüzü kesen sürücüden, toplama kamplarını yöneten Nazi subaylarına kadar uzanan bir yelpazede, çoğu insan iyi insanlar olduklarını ve eylemlerinin iyi nedenlere dayandığını düşünür.
Kendinizi bir ideolojinin savunucusu olarak gördüğünüzde, karşı taraftan eziyet gören ya da ölen kişiler bir rakam olarak görünmeye başlanır. İdeolojiniz sizi bu konuda rahatlatır.
Kendimize çok mu güveniyoruz?
…………..
Bu konuyu Kahneman çok güzel açıklamıştır;
“Çoğumuz kendi deneyimimize bir alimin iddiasından daha fazla güveniriz.
Düşüncelerinizi, öngörülerinizi ve yorumlarınızı sorguluyor musunuz?
………………..
Bakınız alanın uzmanları bu konuda ne diyor;
Genellikle düşüncelerimizin gerçek olduğunu varsayar, öngörü ve yorumlarımızı pek sorgulamayız. Öngörülerimizin yanlış çıkabileceğini bilmek önemli bir farkındalıktır.
Psikolojik sağlık açısından, insanlar gibi toplumlar da hastalanabilir mi?
…………………….
Engin Geçtan “II. Dünya Savaşı’nda Avrupa’da yaşananlardan sonra toplumların da hastalanabileceği gerçeği ortaya çıkmıştır” der.
Türk bilim insanı Vamık Volkan bu durumu eziyet edenlerin eziyet ettiklerini insanlıktan çıkartmasını yani başka bir mahlûk olarak görmesine bağlıyor. Volkan, “İsrail ve Gazze’de gelişen korkunç olaylar büyük bir grubun diğerini insanlıktan çıkartmasına örnektir” demektedir.
Vicdan soykırıma engel olmaz mı?
………………..
Polonyalı sosyolog ve filozof olan Zygmunt Bauman şöyle açıklar. Çok fazla sayıda kişinin suça iştirak etmesinin suçu görünmez kıldığını sorumluluğu kimse tarafından üstlenilmediğini şöyle ifade eder; “Günahkârların olmadığı bir günah, canilerin olmadığı cinayet, suçluların olmadığı suç! Sonucun sorumluluğu, tabiri caizse, hiçbir yerde doğal limanını bulamadan yüzer.
Totaliter Liderler Kendilerine İtaat Eden Yığınları Nasıl Bulurlar?
………………………
Totaliter, baskıcı liderler hedeflerine ulaşmak için öncelikle aşağı orta sınıfı elde etmeye çalışırlar. Aşağı orta sınıfın en temel iki özelliği boyun eğme isteği ve güçlü olma hırsıdır.
Aslında çok az özelliği olan kişilere mevki ve güç verdiğinizde hem kendileri hem de atayan kişilere sadakatlerini göstermek için öldürmekten hiç çekinmezler.
Kendinden, düşüncesinden, yolundan emin olanlar her türlü yöntemi kendilerine hak görürler. İşte size tarihin derinliklerinden bir başka örnek; “Fransız devriminin önde gelen liderlerinden olan Robespierre 14 Eylül’de “Şüpheliler Kanunu” çıkardı. Fransız ihtilali sürecinde Krallık döneminde siyasi tutukluların konulduğu Bastille Kalesi Fransız ihtilali sürecinde istibdatın simgesiydi, ihtilalcilerin ilk işi kaleyi yıkmak olmuştur. Bastille yıkıldığında içinde sadece 7 tanecik siyasi tutuklu ve hükümlü vardı. Fakat ihtilalin dördüncü yılında Bastille’de hapsedilen siyasi tutuklu sayısı 400.000’e çıkmıştı”
1789’da patlak veren Fransız ihtilali, 1793’ten itibaren adeta bir kan banyosudur. Sadece 1793-1794 yıllarında “Resmi Terör” döneminde 40 bin erkek ve kadın hain diye giyotine gönderilerek veya kurşuna dizilerek öldürüldü.
Hitler’den ve Fransız devrimi sonrasında gerçekleşen vahşetten bahsetme sebebim ise lider konumunda olanların öteki ilan ettiklerine saldıran milyonların bilinçsizliğine vurgu yapmaktır. Fransa’da “Şüpheliler Kanunu”, Arnavutluk’ta “Lekeliler”, Rusya’da “Hain İşbirlikçiler”, Batı’nın birçok ülkesinde “Komünist” diye yaftalanan milyonlara yapılan haksızlıkları unutmamalıyız.
Sonuç ve Değerlendirme
Kitleler, topluluklar, kalabalıklar, az ya da çok sayıdaki bir grup insan, eğer sizi kendilerine ait görüyorlarsa, karşı mahalleden, farklı bir görüşten değilseniz sizi dinliyorlar. “Farklılıklara açığız” diyenler de sizde sürekli kendilerine yakın benzerlikler arıyor. Açık oldukları farklılıklar değil sizin kendinizi inkâr ederek onlara benzemeniz. Kabul görmek istiyorsanız, farklılıklarınızı, girmek istediğiniz topluluğun özellikleri ile değiştirmek zorundasınız. Kimse sizden iddialı cümleler söyleyip sonra da “nokta” koymanızı da beklemiyor. Her düşüncenin “virgüllere” ihtiyacı var. “Nokta” iddialı bir şey. “Virgül” olmayı kabul ederseniz kapılar ardına kadar açılır.
Gittiğiniz hemen her toplulukta, hatta kendi ailenizde, akraba grubunuzda bile çoğunlukla herkesin elinde bir zımpara ile farklılıklarınız törpülenerek sizi pürüzsüz hale getirmeye çalışırlar. Sizden beklenen susmanız da değil yüksek sesle onaylamanız ve istenen düşünceyi ve eylemi tekrarlamanız.
Peki, ne yapmalıyız…
Tüm bu beklentilere rağmen yine de mücadele etmek zorundayız. Çünkü her insan yüce yaratıcının benzersiz bir sanatıdır. Mücadele etmek kazandırmasa da mücadele etmeliyiz. Düşüncelerini açıklamaması için önerilen tatminkâr miktardaki maaş rüşvetini reddeden Spinoza, Üniversitede felsefe profesörü olabilecekken, Amsterdam’ın arka sokaklarında yoksul bir cam yontucusu olarak yaşamaya mahkûm edilir. Ancak o, yaşamından şikâyet etmez ve şöyle der, “Erdemli olmanın ödülü, erdemli olmaktır.” Siz de erdemli bir kişi olmayı ister misiniz?
Yeni bir yolculuğa ihtiyacımız var ama farklı gözlerle bakmak şartıyla. Gezdiğimiz birçok yerde, tanıştığımız kişilerdeki farklılıkları keşfedemiyoruz. Çünkü ezberlerimiz engel oluyor. Marcel Proust, “Tek gerçek yolculuk(…) yabancı diyarları ziyaret etmek değil, başka gözlere sahip olmaktır” diyor.
Sorunların büyüklüğü, bizi sorunlara doğru, adım atmaktan vazgeçirmemelidir. Attığımız her adım sorunun bir parça küçülmesine ve bizim de sorun karşısında bir parça büyümemize neden olacaktır. Unutmayın gerçek olgunluk ve bilgelik ise, sadece bizim gibi düşünenleri ve bizi sevenleri sevmek değil, bizden farklı olan kişilerdeki güzellikleri fark edebilmektir.
Makalemi Mark Twain’in muhteşem uyarısı ile bitiriyorum;
“Yunanlılar, Romalılar, Persler, Mısırlılar, Ruslar, Almanlar, Fransızlar, İngilizler, İspanyollar, Amerikalılar, Güney Amerikalılar, Japonlar, Çinliler, Hintler, Türkler… Binlerce çılgın ve sakin din, akla gelebilecek her tür hükümet; kaplan kadar vahşi, ev kedisi kadar uysal olanına kadar… Her ulus, tek gerçek dine inandıklarını, tek mantıklı hükümet sistemine sahip olduklarını “biliyor”. Hepsi, kendilerinin de berbat olduklarından şüphelenmeden diğerlerini küçümsüyor. Hepsi, kafalarındaki, üstün oldukları hayaliyle gurur duyuyor. Hepsi Tanrı’nın en çok onları sevdiğinden emin. Hepsi, savaş zamanında şüphe etmeden, kendilerine güvenle O’na yakarıyorlar. Hepsi O, düşmanın tarafını tuttuğunda şaşırıyor fakat alışkanlıktan bunu mazur görüp O’na methiyeler düzmeye devam ediyorlar. Kısacası tüm insan ırkı memnun. Daima, bıkıp usanmadan, yıkılmaz şekilde memnun. Din ne olursa olsun, başındaki efendi kaplan da ev kedisi de olsa hep mutlu, minnettar, gururlu…”
Kaynakça
- Alison Des Forges, Leave None to Tell the Story: Genocide in Rwanda (New York: Human Rights Watch, 1999).
- Amin Maalouf, Çivisi Çıkmış Dünya (İstanbul: Yapı Kredi Yayınları, 2019).
- Andre Maurois, Bir Gence Açık Mektup (İstanbul: Kervan Yayınları, 1980).
- Ayhan Aydın, Hayat Neden Güzeldir? (İstanbul: Gendaş Kültür Yayınevi, 2007).
- Berak Coşkun, Hannah Arendt’te “Radikal Kötülük” Problemi (İstanbul: Ayrıntı Yayınları, 2013).
- Catherine M. Pittman – Elizabeth M. Karle, Kaygısız Beyin (İstanbul: Salt Okur Yayınları, 2020).
- Daniel J. Siegel, Akıl (İstanbul: Pegasus Yayınları, 2019).
- Daniel Kahneman – Olivier Sibony – Cass R. Sunstein, Gürültü: İnsan Yargılarında Hata (İstanbul: Pegasus Yayınları, 2023).
- David P. Chandler, A History of Cambodia (Boulder: Westview Press, 2008)
- Engin Geçtan, Zamane (İstanbul: Metis Yayınları, 2009).
- Erich Fromm, Hürriyetten Kaçış (İstanbul: Tur Yayınları, 1982).
- Gabor Maté, Aç Hayaletler Diyarında (İstanbul: İletişim Yayınları, 2025).
- Hannah Arendt, Şiddet Üzerine (İstanbul: İletişim Yayınları, 2021).
- James Baldwin, Sokağın Dili Olsa (İstanbul: Sander Yayınları, 1974).
- Jonathan Haidt, Mutluluk Varsayımı (İstanbul: Diyojen Yayınları, 2025).
- Lev Tolstoy, Bilgelik Kitabı (İstanbul: Olympia Yayınları, 2018).
- Marko Attila Hoare, The History of Bosnia: From the Middle Ages to the Present Day (London: Saqi Books, 2007), s.354–356.
- Peter F. Drucker, Yeni Gerçekler (Ankara: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 1993).
- Raul Hilberg, The Destruction of the European Jews (New Haven: Yale University Press, 2003).
- Robert B. Edgerton, Hasta Toplumlar (Ankara: Buzdağı Yayınları, 2016).
- Scott Straus, The Order of Genocide: Race, Power, and War in Rwanda (Ithaca: Cornell University Press, 2006).
- Stephen R. Covey, İlke Merkezli Liderlik (İstanbul: Varlık Yayınları, 2017).
- Swami Venkatesananda, Yüce Yoga Vasistha (İstanbul: Dorlion Yayınları, 2023).
- Taha Akyol, Hayat Yolunda Gençler İçin Anılar ve Öneriler (İstanbul: Doğan Kitap, 2019).
- United Nations Office for the Coordination of Humanitarian Affairs, Humanitarian Situation Update: Gaza Strip (New York: United Nations, 2025).
- Vamık D. Volkan, Dış Dünyamıza Bakış (İstanbul: Beyaz Baykuş Yayınları, 2024).
- Vamık D. Volkan, Körü Körüne İnanç (İstanbul: Okuyan Us Yayınları, 2005).
Yorumlar
Kalan Karakter: