Eski Dışişleri Bakanlarımızdan Mümtaz Soysal, Türkiye de solcu, Avrupa da Milliyetçi olarak biliniyordu. Özel Kalem Müdürü olduğum dönemde, odamda kendisine kahve ikram ettiğim zaman bu durumu sordum. Mümtaz Soysal, "Türkiye de Milliyetçilik gerçek anlamda bilinmemektedir" demişti. Doğrusu nedir hocam diye sordum. Milliyetçilik topyekün milletin menfaatlerinin savunulmasıdır. Solculuk ise, üretim araçlarının halk adına kamunun elinde olnası demektir, demişti. Bu anlamda kendisinin hem milliyetçi, hemde solcu olduğunu söylemişti. Ben de, hocam bu tanımlar bana da uyar deyince, demekki sende bendensin demişti.
Hoca siyaseti bilimsel doğrular çerçevesinde yapıyordu. Kendisinin Bakan olduğu dönemde, Bakanlar Kurulunda sık sık "Çekiç Güç" konuşuluyordu. Güneydoğu sınırımız sancılı, burası gelecek yıllarda Türkiye'nin başına sorun açabilir diyordu. Türkiye Ortadoğu da oyun kurucu olmazsa, başkasının kurduğu oyunda figüran olur demişti. Eski Dışişleri Bakanlarımızdan İhsan Sabri Çağlayangil de, "Ortadoğu da sahada olmazsan masada olamazsın, masada olamazsan, tabakta menü olursun" diyordu. Demekki bu benzer görüşler milli görüşlerdi. Mümtaz Soysal Ortadoğu da milli doktrinin Türkmenler merkezli olmasını savunuyordu.
O yıllardan günümüze geldiğimizde, Suriye de Esat Rejimi yıkılmış, Heyet Tahrir Şam (HTŞ) ve Suriye Demokratik Güçleri (SDG)'den oluşan karma bir yapının devlet olmasına çalışılmaktadır. Aslında her iki yapı da uzun vadede Türkiye için tehdit oluşturmaktadır. Bu nedenle Suriye sınırı boyunca 30 km derinlikte tampon bölge oluşturulmalı ve bu bölgeye Türkmenler yerleştirilmelidir. Türkiye’nin milli güvenlik doktrini açısından "Türkmeneli Tampon Bölgesi"nin tesisi, sadece bir terörle mücadele stratejisi değil, aynı zamanda demografik ve kültürel “ileri karakol” inşa etme projesi olarak görülmelidir. Ortadoğu da Türkmenler yokmuş gibi davranmak, gerçeği görmezden gelmek demektir.
Söz konusu tampon bölgenin temel amacı, ayrılıkçı terör örgütlerinin Akdeniz’e uzanma hayalini kesin olarak kırmak olmalıdır. Sınırın sıfır noktasından itibaren oluşturulacak derinlikli bir kontrol alanı, Türkiye içindeki sivil yerleşim birimlerini doğrudan tehditlerden koruyacaktır. Bölgenin ileri karakollarla tahkim edilmesi, Türkiye’nin savunma hattını sınırın ötesine taşıyarak operasyonel kabiliyetini artıracaktır. Tampon bölgenin sürdürülebilirliği, sadece askeri güçle değil, sosyal bir doku inşasıyla mümkündür. Böyle bir proje, hem Türkmenlerin güvenliğini, hemde bölgenin istikrarını sağlamak bakımından önemli görülmektedir.
Diğer yandan Türkiye’deki sığınmacıların, güvenliği sağlanan bu bölgelere planlı bir şekilde yerleştirilmesi, Türkiye’nin üzerindeki demografik yükü hafifletecektir. Türkiye son günlerde yaptığı hamle ile, sınırın güneyindeki SDG tehlikesini bertaraf etmiş olsa da, potansiyel Peşaver tehlikesi devam etmektedir. Türkiye stratejik bir akıl ile, Çin zulmü altında ezilen Uygur Türklerini de sınırın Türkiye tarafındaki hazine arazilerine yerleştirmekle kalıcı bir güvenlik bögesi oluşturabilir. Bu görüşler mevcut siyasetin bir koluna ters düşse bile, milli siyaset ile örtüşebilir.
Türkmeneli Projesine, milli duruşu olan bütün kurum ve kuruluşlar destek vermelidir. Böyle bir projenin hayata geçmesiyle oluşacak huzur ortamında, Yukarı Mezopotamya da önemli ekonomik gelişmelerin sağlanması mümkündür. Diğer yandan Dicle ve Fırat havzasındaki tatlı su stoklarımızın güvenliği sağlanmış olacaktır. Ekonomik refahın sağlanması terörün azaltılmasına katkı sağlayacaktır. Sorunların milli mefaatler ekseninde çözülmesi, devlet olmanın gereğidir. Hükumet bunu başardığı takdirde Suriye de başarılı oldu sayılabilir. Emperyalizm bölgede sorunları çözmez, tam aksine yeni sorunlar yaratır. Türkiye itilmiş olduğu stratejik derinlik çukurundan kurtularak, stratejik akıl, yoluna dönmelidir.
Yorumlar
Kalan Karakter: