Mülga Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu'nda çalışırken, kesintisiz 19 yıl Yüksek Denetim Elemanları Derneği'nin Başkanlığını yaptım. Şimdi o Kurul kapatıldı, bizde derneği lağvetmek zorunda kaldık. İki yılda bir seçim yapılıyordu. Tam 10 seçimi üst üste kazandım. Meslektaşlarımız için çok önemli kazanımlara imza attık. Eski yıllarda Emekli Sandığı işte bu Kurul tarafından denetleniyordu. O denetim ekibinden bir Başdenetçi Derneğimizin muhasip üyesiydi. Şu anda da, MHP Genel Başkan Yardımcısıdır.
Bir gün arkadaşlar bana, Kürt kökenli bir Üstadın sürekli aleyhimde konuştuğunu, dernek başkanı olarak beni eleştirdiğini söylediler. Ben de o üstadı yapılacak ilk seçimde listeme alıp, Derneğin Genel Sekreteri yaptım. Çok şaşırdı ve sebebini sordu. Ben de dışarıdan konuşmak kolaydır, gel eleştirdiğin konuları burada birlikte çözelim dedim. Şansımız da iyi gitti, birlikte güzel işler yaptık. O bana düşman olan üstat, sonradan adeta kardeş oldu.
Kendisini Ankara Yeminli Mali Müşavirler Odası'nın toplantısına katılmak üzere görevlendirmiştim. İkinci toplantıya birlikte katımamız gerekmişti. İçinden gelmiş, beni toplantı sonrasında kebapçıya götürdü. Kırmadım birlikte yemek yedik, sohbet ettik. Sohbet sırasında konu Kürt sorununa geldi. Çok radikal görüşleri vardı. Ayrı devlet, ayrı bayrak, ayrı dil talep ediyordu. Anlaşmamız mümkün değildi. Ben Dernek Başkanıydım ama, üstat mesleki yönden benden kıdemliydi. Sert tartışmaya girmem mümkün değildi. Öyle gerilmiştim ki, bağrıma taş basmıştım.
Sonunda tamam üstadım ben de görüşünüze katılıyorum dedim. Bak sen Türkiye Cumhuriyeti'nde Sayıştay Emeklisi olacaksın. Benden ne eksiğin var diye sordum. En yüksek düzeyde emekli maaşı alacak ve sosyal haklara sahip olacaksın dedim. Ayrı Kürt Devleti kurarsanız, işte o emekliliği ve sosyal haklarını bırakıp gideceksin diye ekledim. Neden diye itiraz etti. Olurmu üstadım sen artık ayrı bir Devletin vatandaşı olacaksın, biz sana niye emekli maaşı ödeyelim, sosyal haklar verelim, sen gidip orada yeni bir düzen kuracaksın dedim. Hatta Bodrum ve Marmarise pasaport ile geleceğini hatırlattım. Üstat Devletten de, Bayraktan da vaz geçti.
Devleti bölenler haklarını bırakıp giderler. Devletin Anayasal düzenini değiştirenler, Kazanılmış hakları yok sayabilirler. Bu nedenle Devlete sahip çıkmayanlar haklarını kaybederler. Buradan ne demek istediğim mutlaka anlaşılmıştır. Tarih çok eski değil, birçoğumuz Yugoslavya'nın dağılma sürecini hatırlarız. Sırp kasabı Miloseviç'in dünyanın gözü önünde ne kadar cana kıydığı, halen hafızalardadır. Bölünmelerin hep kanlı sonuçlandığını tarih not etmiştir.
İşte o Kürt Devleti kurma fikrinden vaz geçen üstadım bir gün Kanser hastası olduğunu öğrendi. Ziyaretine gittim. Bana, Başkanım sen benim Atamsın, cenazemi törenle kaldır dedi. Mezarını çizdi, birlikte mermerci çağırdık. Mezarı onun istediği gibi yapıldı. Parasını kendi eliyle ödedi. Kısa bir süre sonra vefat etti. Sayıştay önünde yapılan Resmi Tören'den sonra, Konya Kulu'nun Celepli Kasabası'nda yine törenle toprağa verdik. Her şey Sağlığında istediği gibi oldu. Mekânı Cennet olsun.
Bu hatırayı şunun için yazdım. Devleti bölmeyelim. Bölünen devlette, kazanılmış bütün haklar ziyan olur. Ne yapalım diye sormayın. Sahip çıkalım, birlik olalım, sesimizi hep birlikte yükseltelim. Hani bir söz vardır, Şeyhi uçuran müritlerdir. Bütün kötülükler bizi yönetenlerde değildir. Aslında kötülüklerin temel sorumlusu, zalim yöneticileri seçen toplumdur. Devlet baş, İktidar şapkadır. Başı koruyalım, bundan taviz yoktur. Ancak her modelden şapka vardır, şapkayı değiştirelim. Gasp edilen hakları bir gün gelir alırız. Yeterki iktidar tercihini doğru yapalım.
Yorumlar
Kalan Karakter: