Emeklilik en kısa tanımıyla, insanların çalışma gücünü ve yeteneklerini kaybedip, çalışma hayatından ayrılmalarıyla gelir kaynaklarının ortadan kalkması üzerine, yatırdıkları primlere bağlı olarak kazandıkları haktır. Emeklilik kanunla kazanılmış bir statüdür. Kimsenin verdiği bir makam değildir. Emekli maaşı ise bedeli yıllar boyunca ödenen kanunla elde edilmiş bir gelirdir. Bu maaşa dokunulamaz ve ödenmesi hazine güvencesi altındadır. Emeklilik sistemi, geçmiş yıllarda memur, işçi ve esnaf için ayrı ayrı fonlar halinde düzenlenmiştir.
Memur emeklileri için, Emekli Sandığı 1949 yılında 5434 sayılı Kanunla Maliye Bakanlığı'na bağlı olarak kurulmuştur. Emekli Sandığı faaliyet gösterdiği yıllar içinde, TBMM adına Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu tarafından denetlenmiştir. Ben de 17 yıl bu Kurulda Başdenetçi olark görev yaptım. Sandık kendi Yönetim Kurulu tarafından yönetiliyordu. Memurların patronu devlettir. Emekli ödentileri maaş ele geçmeden daha kaynağında kesilmektedir. Kurumun işleyişinde hiçbir problem yoktu. Memurlar emekli olduklarında aylık bağlanma oranı %70 seviyesindeydi.
Emekli Sandığının çeşitli sektörlerde yatırımları bulunmakta ve önemli akarları vardı. Emeklikere düşük faizli ihtiyaç kredileri veriliyor, anlaşmalı sağlık kuruluşlarında tedavileri sağlanıyor ilaçları veriliyordu. Yaşlı ve huzur evlerinde en mükemmel şartlarda hizmet alıyorlardı. Emekliler eğitim ve sosyal dinlenme kamplarında çok ucuza tatillerini yapabiliyorlardı. Emekli Sandığı Genel Müdürlüğünde çalışmak bile bir ayrıcalıktı. Çalışanlar maaşlarının dışında yılda 4 defa maaşları kadar ikramiye alıyorlardı. Kısacası emekli sandığı emeklisi olmak bir ayrıcalıktı. Bu durum, 16 Mayıs 2006 tarihinde kabul edilen 5502 sayılı Sosyal Güvenlik Kurumu Kanunu ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına bağlanıncaya kadar devam etmiştir.
Şimdi gelelim işçi emekliliğine. İşçilerin emekli olmasını sağlayan Sosyal Sigortalar Kurumu (SSK), 1946 yılında İşçi Sigortaları Kurumu olarak kurulmuş, 1964 yılında Sosyal Sigortalar Kurumu olarak ad değiştirmiştir. İşçilerin sağlık hizmetlerinden faydalanabilmesi ve emekli olabilmeleri için kurulan bu sigorta kurumu da kendi yönetim kurulu tarafından yönetiliyor ve yine Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu tarafından denetleniyordu. Özellikle Özel Sektör kuruluşları sigorta primlerini düzenli ve vaktinde ödemediği için, finansman sıkıntısı çekiyordu. Kısa adıyla SSK'nında sosyal tesisleri, hastahaneleri, bakım evleri ve birçok sosyal hiznet veren üniteleri vardı ama borç ve banka kredileriyle yürütülüyordu.
Sarısendikacılık yapan işçi sendikakarı, çalışan işçilerin toplu sözleşmelerinde gösterdikleri çabayı, kaçak işçi çalıştırılmasının önlenmesi ve sigorta primlerinin ödenmesinde göstermemişlerdir. Özellikle Suriyeli ve Afgan mültecilerin gelmesiyle sigortasız işçi çalıştırmak olağan hale gelmiştir. Bay Kemal'in SSK'yı batırdı denilen dönemden başlamak üzere, SSK fonları açık vermeye başlamıştır. İşçi çalıştıran bütün firmalar, belediyeler birikmiş sigorta primlerini ödememeyi, sıfır faizli kredi kullanmak gibi görmüşlerdir. Zaman zaman da hükümetler biriken borçları silmişlerdir. Zaten kök maaş üzerinden düşük bağlanan işçi emekli aylıkları, enflasyonist politikalar karşısında iyice eriyerek sadaka haline gelmiştir.
Diğer bir sosyal güvenlik kurumu olarak, 1479 Sayılı Kanunla 1971 yılında kurulan BAĞ-KUR karşımıza çıkmaktadır. SSK ile arasında fark bulunmaktadır. SSK bir işverene, kuruma bağlı olarak çalışan tüm işçiler için yapılan sigortadır. BAĞ-KUR ise işverenlerin, bağımsız çalışanların ve kanunda tanımlanmamış olan meslek grupları için geçerli olan sigorta türüdür. Bağ-Kur mensupları primlerini kendileri ödemektedirler. Bu kurum da Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu tarafından denetleniyordu. Ancak ödemelerin zamanında yapıldığını söylemek mümkün değildir. Bu sigortalılık türünde ödenen prim gün sayısı önemlidir. Kadınlar da 7000, erkeklerde 9000 gün prim ödeyenler emekli olmaya hak kazanmaktadırlar. Popülist politikalar sebebiyle, BAĞ-KUR sigortalılık sistemi de iyi yönetilememiştir.
Nihayet AKP Hükümeti tarafından, 2006 yılında 5502 Sayılı Kanunla, Emekli Sandığı, Sosyal Sigortalar Kurumu (SSK) ve BAĞ-KUR, Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) adı altında birleştirilmiştir. Bir başka ifadeyle armut, elma, ayva ayni sepete konulmuştur. Bu arada olan, iyi yönetilen Emekli Sandığına olmuş, memur emeklileri saltanatlarını kaybetmişlerdir. 2008 yılında 5510 Sayılı SGK Kanunu çıkartılmıştır. Bu Kanunun 4. Maddesine göre, 4A, 4B ve 4C; Türkiye'deki Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) çatısı altında yer alan üç temel sigorta koludur. 4A özel sektör çalışanlarını (SSK), 4B kendi namına çalışanları (Bağ-Kur), 4C ise devlet memurlarını (Emekli Sandığı) kapsamaktadır. SGK'nın denetimi ne Sayıştay nede Başbakanlık Yüksek Denetleme Kuruluna verilmemiştir. Nihayet 2010 yılında Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu kapatılmıştır.
Emeklilerin temel sorunu, aylık bağlama oranının 5510 Sayılı Kanunla %40'a düşürülmesiyle başlamıştır. Şimdi de %35'e düşürmek için çalışma yapıldığı bildirilmektedir. Denetim olmadığı için Siyasi İktidar, emeklilik sayısını çeşitlendirmiştir.
SGK ayrıca, iş kazası, meslek hastalığı, hastalık ve analık, malullük, ölüm ve yaşlılık sigorta kollarını da kapsamaktadır. SGK kötü yönetim sebebiyle, gelirleri giderlerini karşılamayan bir kurum haline gelmiştir. Ekmek küçük, yiyicisi çoktur. Üzerinde konuşulan 20 bin TL. en düşük emekli aylığı işçi ve Bağ-Kur emeklileriyle ilgilidir. En düşük memur emeklisi aylığı zaten 28 bin TL civarındadır. İktidarın hedefi, zaman içinde bütün emeklileri en alt seviyede eşitlemektir.
Dünyanın hiçbir yerinde emekli maaşlarını hükümetler ödemez. Emeklilik bir 'fon' dur. Sistem gereği, emekli maaşlarını emekliler kedileri ödemektedir. Hükümet gölge etmesin yeter. Emeklilik reform yasası bir an önce çıkartılarak, sürdürülebilir bir emeklilik sistemi kurulmalıdır. Memur emeklilerini mağdur eden SGK Emeklilik sistemi kaldırılmalıdır. Tekrar Emekli Sandığı, SSK ve BAĞ-KUR sistemine dönülmelidir. Emekli aylığı bağlama oranı tekrar makul bir seviyeye çıkartılmalıdır. Emeklilikte prensip, emekli olma yaşı ile ölüm yaşının arasında kalan mesafesinin kısa olmasıdır. Bu nedenle yaş sınırı önemlidir. Çeşitlendirilen emeklilik kolları sadeleştitilmelidir. Birikmiş sorunların, popülizm yapılarak çözülmesi mümkün değildir.
Yorumlar
Kalan Karakter: