Sevgili yol arkadaşlarım,
Genç orman mühendisleri, saha kahramanları, orman bekçileri, akademisyenler, gönüllüler ve bu toprakların tüm doğa severleri…
Bugün, 1 Haziran 2026 itibarıyla 43 yıllık resmi görev süremi tamamlıyor, sahadan resmen ayrılıyorum.
43 yıl…
1983’te fakültenin birincisi olarak başladığım bu kutlu yolculukta, Türkiye’nin ormanlarını, dağlarını ve yaban hayatını korumak için durmadan koştuk. Sürdürülebilir orman yönetimi ilkeleriyle, her ağacın geleceğini düşünerek; doğa koruma alanlarını genişleterek; yaban hayatının sessiz sığınaklarını savunarak; çıplak yamaçları ağaçlandırarak ve erozyonun açtığı yaraları sararak geçti ömrümüz.
Hem çok acı çektik, hem tarifsiz güzelliklere şahit olduk. Yangınların küllerinden yeşeren fidanları, kuruyan derelerin yeniden akışını, nesli tükenmekte olan türlerin gözlerindeki umudu gördük. Bazen umutsuzluğun eşiğine geldik, bazen de doğanın mucizevi dirilişine tanıklık ettik.
Bu 43 yıl, sadece bir meslek değil; vatan toprağına, yeşile ve gelecek nesillere karşı verilmiş kutsal bir sözün, alın teriyle ödenmiş bir borcun hikâyesiydi.
Şimdi saha defterimi kapatıyorum ama içimdeki orman ateşi hiç sönmeyecek.
Bu veda yazımda; 43 yılın süzgecinden geçmiş en önemli derslerimi, sade bir dille sizlere bırakmak istiyorum.
En güçlü koruma aracı ne kanundur, ne de makinedir. En güçlü koruma aracı insanın kalbidir.
Bir ormanı veya bir doğa koruma alanını gerçekten korumak istiyorsanız önce o ormanda veya alanda yaşayan insanı sevin. Onun derdini, ekmeğini, umudunu anlayın. Koruma, tepeden inme emirlerle değil, birlikte yazılan bir hikâye ile olur.
İklim krizi ile biyoçeşitlilik kaybı aynı madalyonun iki yüzüdür. Birini kurtarmaya çalışırken diğerini feda edersek, ikisini de kaybederiz.
Doğaya yakın orman yönetimi sadece bir teknik değildir; bir duruştur, bir vicdan meselesidir.
Doğanın kendi ritmine saygı duyacağız. Acele etmeyeceğiz. Her ağacı aynı anda kesmeyeceğiz. Ölü ağaçları ekosistemin vazgeçilmezi olarak göreceğiz. Yeni orman kurarken bile doğayı taklit edeceğiz. Çünkü doğa, bize nasıl yapılacağını asırlardır gösteriyor; yeter ki alçakgönüllü olup onu izleyelim.
Milli Parklar doğanın özgürce gelişebileceği kutsal alanlarımızdır. Burada mümkün olduğunca müdahaleden kaçınmalıyız. Doğal süreçler hâkim olmalıdır.
Ancak üretim ormanlarımızda ise “entegrasyon” esastır: Ekolojik zenginlik ile ekonomik ihtiyaçları, sosyo-kültürel değerlerle birleştirmeliyiz. Karışık, dirençli, doğaya yakın ormanlar kurmalıyız. Monokültür risklidir. Yerli türleri hâkim kılmalı, karışık yapıyı güçlendirmeliyiz.
Koruma ile kullanım rakip değil, birbirini tamamlayan unsurlardır.Bu dengeyi kurmak bizim vicdani sorumluluğumuzdur.
Bu Arada Genç Orman Mühendislerine de Seslenmek İstiyorum!
1. Önce kalbinizi dinleyin, sonra pusulayı.
“Bu kesimden ne kadar para çıkar?” diye sormadan önce şunu sorun: “Bu müdahale 100 yıl sonra bu toprağa, bu kuşlara, bu suya ne bırakacak?”
2. Pasif korumacılık yetmez.
Doğa artık kendi başına düzelmez. Proaktif,bilinçli ve cesur müdahale şart. Mengene gibi sıkılan ormanlarımızı gevşetecek eller siz olacaksınız.
3. Biyoçeşitlilik kutsal emanetinizdir.
Tek tür çam ormanları kolaydır ama genellikle yanlıştır. Meşe, kayın, gürgen, ıhlamur, alıç… Hepsinin bir hikâyesi, bir görevi var. Orman ne kadar renkli ve karışık olursa, o kadar dirençli olur.
4. Yangın, böcek, hastalık… Bunlar düşman değil, sinyaldir.
Orman size “Bana iyi bakmadın” diye bağırıyor. Erken duyun, ekosisteme en az zarar verecek şekilde müdahale edin. Doğayla birlikte çözüm üretin.
5. Orman köylüsü ortağınızdır.
Ona tepeden bakmayın. Onun geçimini alternatif yollarla sağlayın: arıcılık, tıbbi bitkiler, ekoturizm, kontrollü yaban hayatı turizmi… İnsan ormana değer verirse, orman da insana değer verir.
6. Kendinizi sürekli yenileyin.
İklim modellerini, yeni türleri, genetik koruma tekniklerini takip edin. Bilgi eskiyince siz de eskirisiniz.
Son Sözlerim..
Sevgili arkadaşlarım,
Artık sahadan çekiliyorum ama kalbim dağlarda, vadilerde, kuş seslerinin hiç kesilmediği kuytu yerlerde kalacak. Bundan sonra:
- Uzun yürüyüşler yapacak,
- Çocuklara ve gençlere birikimimi aktaracak,
- Küçük permakültür bahçemde doğayla uyumlu denemeler yapacak,
- Belki bir kitap yazacağım…
Gece karanlığında, kışın soğukta, yazın sıcakta sahada uykusuzlukta nöbet tutan kıymetli arkadaşlarıma; “Bu ağaç kesilemez” diyerek onurlu bir duruş sergileyen cesur meslektaşlarıma; bilimden, doğruluktan ve doğadan taviz vermeyen saygıdeğer hocalarıma; “Bir fidan da ben dikeyim” diyerek umudu yeşerten gönüllü ellerin sahiplerine; ve hayatımın en zor, en karanlık günlerinde yanımda dimdik duran sevgili eşime ve çocuklarıma yürekten teşekkür ediyorum..
Doğa bize son bir şans tanıyor.
Bu şansı değerlendirmek sizin ellerinizde.
Daha cesur, daha bilimsel, daha vicdanlı ve daha âşık olun ormanlara.
Yeşili, kuşu, suyu, toprağı ve geleceği emanet aldık. İyice, hakkıyla ve gururla geri vereceğiz.
Ormanın tertemiz kokusu, dağların serin rüzgârı ve vicdanımızın huzuruyla.
Ayhan Küyük
Orman Yüksek Mühendisi
1 Haziran 2026

Yorumlar
Kalan Karakter: