Şimdi işin içine bambaşka bir hikâye giriyor:
Düşünsene…
Bir orman sadece bizim odun deposu değil.
O aynı zamanda;
- Kendi çocuklarının nefes alacağı temiz havayı üreten dev bir fabrika,
- Seller geldiğinde suyu emip köyleri kurtaran sünger,
- Yüzlerce kuşun, böceğin, geyiğin, ayının “evim burası” dediği apartman,
- Toprağı tutup çölleşmeyi engelleyen çapa,
- İklim krizine karşı bizim sessiz kahramanımız, karbonu gömüp saklayan koca bir kasa…
İşte 1993’te Avrupa’daki orman bakanları Helsinki’de toplandıklarında dediler ki:
“Arkadaşlar, biz bu ormandan sadece kereste değil, hayatı alıyoruz.
O yüzden ormanı öyle yönetmeliyiz ki, torunlarımız geldiğinde şaşkınlıkla sorsun:
‘Bize nasıl bu kadar güzel orman bırakabildiniz?’”
Ve o toplantıda 6 büyük söz verdiler (yani 6 temel kriter):
1. Ormanları ve içindeki karbon stokunu koruyup hatta artıracağız
→ İklim için akciğerimiz küçülmesin!
2. Orman sağlıklı ve canlı kalacak
→ Hastalık, böcek, yangın vurduğunda toparlanabilecek güce sahip olacak.
3. Odun da, odun dışı ürünler de (bal, reçine, mantar, yaban mersini, kestane…) sürdürülebilir şekilde alınacak
→ Orman sadece kesim yeri değil, aynı zamanda yaşam marketi.
4. Biyolojik çeşitlilik korunacak ve geliştirilecek
→ Tek tip çam ormanı değil; kuşlar, çiçekler, yarasalar, nadir böcekler için de yer olacak.
5. Toprak ve su kaynakları zarar görmeyecek, hatta daha iyi korunacak
→ Dere kurumayacak, toprak kaymayacak, sel köyü basmayacak.
6. İnsanların sosyal, kültürel ve ekonomik ihtiyaçları karşılanacak
→ Köylü geçinecek, turizm olacak, odun sanayii çalışacak ama kimse “bu orman benim” diye diğerinin hakkını yemeyecek.
Peki bütün bunlar nasıl olacak?
Doğaya yakın, çok işlevli ve çevreyle barışık bir anlayışla.
Yani;
- Her yeri dümdüz kesip monokültür çam dikmeyeceğiz.
- Ormanın kendi doğal ritmine, türlerine, yaş yapısına saygı göstereceğiz.
- Bazı bölgeleri tamamen dokunulmaz bırakacağız.
- Kesim yaparken bile “Acaba burası 100 yıl sonra nasıl görünür?” diye düşüneceğiz.
Kısacası bugün sürdürülebilir orman yönetimi demek:
“Biz bu ormandan çok şey alıyoruz, ama onu bizden çok daha büyük bir hikâyenin sadece geçici misafirleri olarak görüyoruz.”
Ve o hikâyeyi bozmadan, yaralamadan, hatta mümkünse daha güzel bir şekilde gelecek nesillere teslim etme çabası…
İşte bu yüzden artık sadece “kaç metreküp odun çıktı” diye bakmıyoruz.
“Bu orman hâlâ nefes alıyor mu, çocuklarımız da o nefesi soluyabilecek mi?” diye soruyoruz.
Yorumlar
Kalan Karakter: