Ülkemizde sayısız cinayetler işleniyor, masum çocuklar katlediliyor, kadınlara yönelik şiddet ve cinayetler giderek artıyor ancak Küçük Narin cinayetiyle başlayan bir aile trajedisine benzer bir olayın yakın tarihte yaşandığını bilmiyorum.
Bilindiği gibi Narin Güran, 21 Ağustos 2024 tarihinde Diyarbakır'ın Bağlar ilçesi Tavşantepe Mahallesi'nde kaybolmuştu. 19 gün süren arama çalışmalarının ardından cansız bedenine ulaşılmıştı.
Masum kızın cesedini bir çuval içinde dere yatağına sakladığını itiraf eden ve aile tarafından katil olduğu iddia edilen şahıs 4 yıl 6 ay hapis cezası alırken, haklarında ileri sürülen düzmece iddialarla ve oldubittiyle anne Yüksel Güran, amca Salim Güran ve ağabey Enes Güran kasten öldürmekten ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası aldı.
Olayı menfur bir cinayetten trajediye dönüştüren de aileyle ilgili söz konusu gelişmelerdir. Katil zanlısı korunuyor, bir aile ise bütün fertleriyle zan altında bırakılıyor.
Trajedi öyle büyüdü ve yükseldi ki devletin en tepesindeki Cumhurbaşkanı başta olmak üzere yetkili, etkili, ilgili herkesi ve hepimizi kuşatarak toplumsal bir günaha ulaştı.
--
Kötü yürütülen bir soruşturma ve haksız bir karar, sorunu karmaşık ve trajik bir noktaya taşıdı. Haftalarca yürütülen soruşturmada aile fertlerinin tamamı sorgudan geçirilirken komşuları ve evlerinin en yakınında oturan şahsın ısrarlara rağmen cinayet zanlısı olarak sorgulanmaması gerçekten şaşırtıcıdır.
Şahsı koruyan ve kollayan bir gücün olup olmadığını bilmiyorum ancak ailenin ve avukatların talebine rağmen olay yerinde yeniden bir keşfin yapılmaması, kamera kayıtlarına bakılmaması dikkatlerden kaçmamaktadır.
Ayrıca dosya İstinaf mahkemesinde görüşülmüş, Başkan “eksik inceleme” gerekçesiyle muhalefet şerhini koyduğu için başkanlıktan alınarak başka bir ile üye hâkim olarak atanmıştır.
Dikkat çeken başka bir gelişme de Yargıtay, 24 klasörden oluşan davayı 8 (sekiz) gün içinde karara bağlayarak onamasıdır. Böylesine önemli bir dosyanın yıldırım hızıyla onanması elbette kuşkulara yol açmaktadır.
Dikkatimi çeken önemli bir husus da yaklaşık iki yıldır, ülke gündemini adeta esir alan hassas ve trajik bir olayın Cumhurbaşkanı tarafından doğrudan inceleme ve soruşturmanın açılmamasıdır.
Cumhurbaşkanı da bir zamanlar şöyle demiyor muydu?
“Kenar-ı Dicle’de bir kurt aşırsa koyunu
Gelir de adl-i ilahi Ömer’den sorar onu”
--
Trajediye yol açan asıl gerekçenin yetkili ve sorumlu kamu görevlilerinin olduğu iddia edilmektedir. İddiaya göre yetkili ve ilgililerin Narin’i bulamama başarısızlıklarını örtmek için kurban olarak aileyi seçmişlerdi.
Zira olayın üzerinden 19 gün geçtikten sonra ancak Narinin cesedi köyün yakınındaki Eğertutmaz Deresine gömülmüş bir çuval içinde bulunmuştu. Bunca gün ve yoğun aramalara rağmen küçük kızın bulunmaması yerel yöneticilere, yargı ve emniyet birimlerine karşı büyük tepkilere yol açmıştı. Söz konusu birimlerin sorumluluğu kabul etmek yerine çözüm olarak Adalet Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığını yanıltmayı seçtikleri ileri sürülüyor. Bunun için de olayın seyrini değiştirmek ve aileyi suçlu ilan ederek sorunu kapatmaya çalışmışlardı.
Söz konusu iddiaya göre yetkililerin “bulacağız, bulmak üzereyiz, yerini tespit ettik” gibi açıklamaların üzerinden beş gün geçmesine rağmen Narin bulunamayınca, Ankara’nın baskısından kurtulmak için yeni bir senaryonun devreye sokulduğu anlaşılıyor. Çünkü sorumluluktan kaçmak için aileyi suçlu ilan etmenin dışında başarısızlığı örtmenin bir yolu kalmamıştı.
Medya desteği ile başlatılan yeni süreçte anne, ağabey ve amca başta olmak üzere aileden bir suçlu bulma gayretine girildi. Suçu üstlenmeleri için yaklaşık 30 aile üyesi baskı ve işkencelere maruz kaldı. Medya üzerinden başlatılan iftira ve karalama ile kamuoyu oluşturuldu ve aile yargısız infaz edilerek toplum tarafından da mahkûm edildi. Böylece görülmemiş bir linç kampanyasıyla aile trajik bir biçimde yalnız ve savunmasız bırakıldı.
--
Anlaşılan aileyi suçlamak için önce medya marifetiyle zemin oluşturuldu. Küçük bir kızın kayıp vakası zaten ülkenin gündemini tamamıyla meşgul etmişti. İthamla sindirilmiş bir aileyi suçlu ilan etmek için gerekli koşullar artık hazırdı. Çünkü aileyi savunacak sivil veya siyasi bir kesim kalmamıştı.
Açıkça belirtmek isterim ki cinayetin trajediye dönüşmesinin nedeni olarak kolluk görevlileri, yargıçlar, mülki amirler, politikacılar ve yerel yöneticiler bilinse de hepimizin payı vardır. Evet, bizleri yanıltan medya oldu ancak yine de daha çok duyarlı ve ilgili olabilirdik.
Ne yazık ki aciz, eksik, yetersiz kaldık ve büyük bir günaha ortak olduk.
Şüphesiz trajedinin sorumlusu ve büyük günahı, ayıbı ve utancı yönetim ve siyasi iktidarındır ancak duyarsızlığın, ilgisizliğin günahı hepimizindir. Bu günahtan da utanç duyuyorum.
Diyarbakır’da mülki amirlerin, yargıçların, güvenlik şeflerinin nasıl oluyor da hala makamlarında oturabildiklerini ve politikacıların da siyaset yapabildiklerini gerçekten anlamıyorum.
Mağdur taraf olmasına rağmen Güran ailesi kamuoyu önünde linç edilmiş ve ağır cezalara çarptırılarak haksız yere suçlu ilan edilmiştir. Adalet arayışlarına ve çığlıklarına rağmen hukuk sağır, yöneticiler ilgisiz ve kamuoyu tepkisiz kalmaya devam ediyor.
Abdulbaki Erdoğmuş
Yorumlar
Kalan Karakter: