Kendi içinde yaşadıkları ihanetler kadar küresel güçlerin ihanetlerine de defalarca uğramışlardır.
ABD için İsrail-Suriye ve Türkiye’nin ortaklığı ve İttifakı Kürtlerin “statü” elde etmesinden daha önemli ve öncelikli olduğu görülmektedir. ABD’nin, YPG/PYD’yi kullandığı ve sonrasında çıkarlarının gereği olarak yol verdiği doğrudur. ABD’nin bu tutumu yeni de değil ve sadece Kürtlere karşı uyguladığı bir politika da değildir. Genel olarak bütün uluslara karşı aynı tavrı sergiler.
YPG/PYD ve diğer Kürt örgütlerinin mücadelelerinde ABD’ye güvenip güvenmediklerini bilmiyorum ancak Kürt halkı ABD’ye güvenerek değil, binlerce yıldır yaşadıkları kadim topraklarında var olmanın mücadelesini asırlardır aralıksız sürdürüyor. Ne yazık ki yalnız kaldıkları için hayal kırıklıkları tekrar tekrar yaşanıyor.
Kürtlerin müdahil olmadığı Suriye krizinde, iç savaş sırasında topraklarını korumaları, saldırgan ve işgalcilerle savaşması bir zorunluluktu. YPG/PYD’nin bu krizden bir fırsat çıkarmak için ABD desteğini almak dışında bir şansı olmadığını biliyoruz. Türkiye başta olmak üzere bölge ülkelerinin ABD’yle ittifak içinde olması da YPG-ABD ittifakını da meşrulaştırıyordu. Ayrıca Kürtlerin savaşı Suriye ordusuna karşı değil, uluslararası toplumun terör örgütü olarak tanımladığı IŞİD’a karşıydı. IŞİD’e karşı mücadeleyi de Kürtler ABD’nin desteğiyle kazandı. Esas olarak Suriye’de ABD’nin Kürtlerle kurduğu ilişki IŞİD’e karşı verilecek savaş üzerineydi. Arka planda başka gerekçelerin veya sözlerin olup olmadığını bilmiyoruz ancak bu amaçla YPG, ABD tarafından ağır silahlarla donatılıp desteklendi.
Kürtler savaşta kaybetmediler, savaş boyunca başarılı sonuçlar aldılar. Diplomaside ve masada kaybettiler. ABD, İsrail ve Fransa’nın kurduğu masada, Kürtler değil ŞAM ve ANKARA İttifakı kazanmış oldu. ABD, İsrail ve Fransa’nın çıkarları bu ittifakla garanti altına alınırken Kürtler yalnız bırakıldı ve kaderlerine terk edildi. Bu gelişmenin bir hayal kırıklığı oluşturması da doğaldır.
Kürtler için en büyük hayal kırıklığından biri de Ankara’nın tutumu olmuştur. HTŞ’nin yol verdiği İsrail’in, Suriye’nin yaklaşık yüzde kırkını işgal ettiği bir dönemde Ankara’nın statü talep eden Kürtleri düşman, HTŞ’yi ise dost seçmesi gerçekten trajik bir olaydır. Kürtlerin kaybetmesine sevinenler, umarım bu gerçeği de dikkate almışlardır.
Ankara Suriye’deki gelişmelerden sahte bir zafer devşirebilir ancak gerçekte zafer elde eden İsrail’dir, Siyonizm’dir. Göreceli ve geçici bir zafer de El-kaide ve İŞİD bileşeni olan HAŞTİ’nindir.
--
ABD’nin bir taahhüdü olmasa dahi savaş sonrası Suriye’de Kürtlerin yönetimin bir parçası veya bir statü sahibi olmalarından daha doğal ne olabilirdi ki? Sonuçta Kürt meselesi bir güvenlik sorunu değil, siyasal bir sorundur. Talepler de çözüm de siyasi olmak durumundadır.
Sonuç Kürtlerin yararına olmadığı için Kürtleri suçlamak, Kürtler içinde hainler aramak haksızlıktır. Varsa hainler ve ihanet kuşkusuz zamanla ortaya çıkacaktır. YPG/PYD ve bileşenlerinin ideolojisi, stratejileri, diplomasideki zaafları ve eksiklikleri elbette eleştirilecektir ancak bir iç hesaplaşmaya dönüştürmek, telafisi mümkün olmayan ayrışmalara yol açacaktır.
Kürtlerin yapması gereken; olup bitenlerin suçlusunu aramak değil, nedenlerini sorgulayarak bulmak ve gelişmeleri doğru anlamaktır. Kendileriyle yüzleşmek ve yaşananlardan ders çıkarmak yerine gerçeklikten uzaklaşarak suçlu/suçlular aramak Kürtlere bir yarar sağlamaz. Bu nedenle Kürtlerin “ihanet” suçlamalarına karşı uyanık olmaları ve “İyi Kürt-Kötü Kürt” ayırımı tuzağına düşmemeleri gerekir. Kürtler de başka halklar gibi iyisi ve kötüsüyle birlikte bir halktır.
Abdulbaki Erdoğmuş
Yorumlar
Kalan Karakter: