Leyla gitti bir gece; ansızın, hesapta yokken… Sanki yarınlara hâkimmişiz gibi, Leyla da gitmez sandım. İlk o gitti. Onun bir kere gerçekleşen ölümü, benim her gün ölmeme neden oldu. Acizliğim suratıma tokat gibi çarptı. Başka hiçbir söze, harekete gerek yoktu. O gitti… Ben ise hâlâ aynı yerdeyim.
Acım zamanla geçer sandım. Günleri saydım ama fark ettim ki gözyaşım hiç dinmedi. Kalbim kabullenmedi gidişini. 'Geçer' dedim, geçmedi. O gitti… Bilmem bu kelimeyi daha kaç defa söylemeliyim ki kalbim olanları anlansın, kabullensin ve hayatına devam etsin.
Onun yokluğunda çok şeyden nefret etmeye başladım. Mesela artık karın beyazı bana güzel olan hiçbir şeyi hatırlatmıyor. Onun mezarı karlarla kaplıydı; şimdi nasıl güzel bir şey bulabilirim yağan beyazda? Sonra günlere küstüm. Çünkü acımı dindirmek konusunda hiç yardımcı olmadılar. Her gün aynaya baktım, 'Nasılım?' diye sordum kendime. Aynalar bile dayanamadı hâlime.
O gittikten sonra çok güldüm. Gülüşüm hiç eksik olmadı yüzümden. Ama fark ettim ki ne samimiydi ne sıcaktı. Sadece kahkaha sesleri…
Etrafımda insanlar vardı. Birinden kaçıp diğerine çarptım. Yalnız kalınca delirmekten korktum. Derken anladım: Ben artık zor bir insan olmuştum. İçimde dinmeyen hasret hoyratça ezip geçiyordu beni. Ve ben, çevremde kim varsa hepsini incitiyordum. 'Dur' diyecek hâlim kalmamıştı. 'Ne yaparsan yap' diyordum. Zaten acımın içinde boğuluyordum. 'Ne hâlin varsa gör' diyordum.
Yine de bazen bazılarıyla konuşuyorum Leyla hakkında. Anlamayacaklar, biliyorum. Onların kalbi benimki kadar yanmayacak. Ama yine de anlatıyorum. Çünkü kendimi hep Leyla’yı anlatırken buluyorum. Arkadaşıma anlattım, gözü doldu. Babama anlattım, sessizliğini bozmadı. Kara toprağa anlattım… O da bana 'Leyla benimle' dedi. Bastığım topraktan bile nefret ettim. Benim sarılamadığım kıymetlimi sarıp sarmalamış, kendinden bir parça yapmıştı.
Ne yapsam bu öfkemi? Kime götürsem? Kime anlatsam? Nereye bağırsam ya da kussam içimi? Yoksa her şeyi kendimle beraber mi yaksam? Diner mi o zaman acım? Geçer mi yasım? Bu kadar nefret ve öfke sonrasında insana da küstüm, toprağa da... Ve bunları yaparken kendimden başladım. Eve götüreceğim sadece cesedim kaldı benden geriye. Şu genç yaşımı kederle gömdüm toprağa, Leyla ile beraber…
Eskiden renkler vardı. Şimdi her şey bulanık. Göremiyorum sağımda ne var, solumda ne. Onsuzluk sarhoş etti beni. Yol var ama ben yürüyemiyorum. Şimdi hangi eve girsem ev değil. Kimle konuşsam o değil. Verecek hiçbir savaşımın kalmamış olması üzüyor beni.
Yine de sana kavuşacağım günü bekliyorum, Leyla. Biliyorum, bu bekleyiş tüketecek beni ama başka tesellim yok. Geleceğimdeki yerin hep belliyken şimdi geçmişten tozlu bir parçasın bana. Seni kaybettim… Bu yüzden artık kaybedecek bir şeyim kalmadı. Senin için ise beklemek… Beklerim Leyla.
Yorumlar
Kalan Karakter: