Anaya, babaya, kardeşe duyulan hasret yetmezmiş gibi şimdi bir de Ramazan’a hasret kalacağım. Uzakta geçirilen bu ay bana şunu öğretti: Mesafe bazen insanın kalbini büyütür; eksilenler kadar çoğalanlar da vardır. Bu genişleyen kalbin içinde birikenleri, gurbetin sofrasından dökülenleri biraz olsun paylaşmak isterim.
Bir masada, kimi zaman kendi dilimden kimseler, kimi zaman ise tamamen başka dilden insanlarla geçirdiğim sayısız tatlı günde hepimiz ezanı bekledik; inanan da, inanmayan da saygıyla... Yenilen ilk hurmalar, alınan ilk yudumlar ve yemeklerimize gelen samimi övgülerle bu sene de çok şükür denilecek sofralara oturabildim. Yurt dışında geçirdiğim bu Ramazan’da en çok ortaklıklarımızı fark ettim. İnançlarımız farklı olsa da kalplerimizin yönü aynı yere bakabiliyor. Oruçta, duada ve sofrada kurulan ortak bir dil var. Hristiyan arkadaşlarımla açtığım bir iftarda duyduğum o cümle bunu tek başına anlatıyordu: “Biz kuzen gibiyiz.” Ne kadar sade, ne kadar gerçek… İnsan kalbini açınca içinde herkese yer bulabiliyormuş.
Bu ay zihnim de dinginleşti. Ramazan günleri öyle dolu dolu geçiyor ki, insanın kötü düşüncelere ayıracak boşluğu kalmıyor. Kimi bunu açlığa bağlayabilir, kimi iftar telaşına… Ben rahmete bağlıyorum. Rabbim bedene sabrı verirken ruha ferahlık veriyor; aynı anda hem yorgunluk hem karanlık yüklemiyor insana. Bunu hissedince şükür kendiliğinden geliyor. Bir de yalnızlık meselesi var… Gurbette en ağır gelen duygu budur sanırım. Ama bu Ramazan yalnızlığı unutturdu bana. Sahurda evimle, iftarda dostlarla aynı sofradaydım. Kimi eskiden tanıdıktı, kimi hayatıma o akşam girdi. Aynı ekmeği bölmek, aynı duaya “âmin” demek insanları görünmez bağlarla kardeş yapıyor. Ailemden uzakta tek başıma bir iftar fikri bile içimi burkarken, masadaki sandalyeler hep doluydu.
Ramazan nefsimi de terbiye etti; teravihte, sabırda, açlıkta… Hepsi “O” dediği için. İbadetlerimde daha derin bir odak buldum. O’na yaklaşmanın yolunun önce küçülmekten geçtiğini anladım. Boynumu eğince hatırladım: Kim Rab, kim kul. Nimetlerin bolluğu yüzüme vurdu gerçeği; O’nsuz hiçbir şey mümkün değildi. İftar vakti içtiğim ilk yudum su her şeyi özetledi aslında: Acizim ve muhtaçtım. Bir damla su bile ancak O dilerse mümkün olabiliyordu.
O an sadece şükretmedim; utandım da. Alışkanlıklarımdan, ertelediğim niyetlerden, dilimde kolay ama kalbimde zor olanlardan… Secdeye kapandım. Tövbe ettim. Hâlâ vaktim varken, kapılar kapanmamışken affın mümkün olduğunu bilerek… Ramazan bana yalnızca sabrı değil, insanın kendine dönüşünü; hatasını görüp yönünü yeniden bulmasını da öğretti. İnsan bazen özneyi şaşırıyor; hayatın merkezine sürekli “ben”i koydukça kalbin sesi kısılıyor. Oysa kulluk, “ben”den “biz”e ve en çok da O’na yürüyebilmekmiş. Gurbet belki benden aile sofrasını eksiltti ama kalbime koca bir dünyayı ve en çok da O’nun varlığını sığdırmayı öğreterek bana insan oldugumu tekrar hatırlattı.
Yorumlar
Kalan Karakter: