Unuttum… Beni var edeni unuttum. Her geceyi, artık güneş doğmasın diye kapattım. Sonra ölümle tanıştım; canımın en değerli parçasını toprağa gömünce, musallada masum bir ruh görünce fark ettim ki hayat denilen ağacın yaprakları sararmadan da dökülürmüş. Kaç gün geçti bilmiyorum aradan ama ben hâlâ ölümü düşünüyorum.
İnsan güzel rüyalar görmek ister; uyandığında o tatlı rüyanın devamını yaşamak, yeni bir güne gülümseyerek başlamak ister. Rüyalar, duygu ve ayrıntılarıyla insana uzun zamandır uyuyormuş hissi verir. “Uyumadan önce ne düşünürsen onu görürsün.” derler; çünkü yattığın andaki duygu ve düşünceler, geceyi bütünüyle etkiler. Bir kâbusla uykuların bölünebilir ya da sabaha gülümseyerek uyanabilirsin.
Aslında anlattıklarım ölüm, ahiret hayatı, hesaba çekilme ve kul olmakla ilgilidir. İzninizle açıklamak isterim: Görülen güzel rüya, salih amellerle yaşanan bir ömürdür. Rüyanın çok uzun sürdüğünü sanmamız ise dünyayı ebedi sanmamızdır. Kâbus görmek, dünyevi hayatı ilah edinip ahireti önemsememektir. Uyumadan önceki hisler ve düşünceler ise ibadet gibidir; kılınan her namaz kalbe huzur verir. Rabbi unutan bir kalp ise daima endişe ve korku içindedir; gece yarısı görülen kâbuslar da bundandır.
Sabaha gülümseyerek uyanmak, güzel bir günün başlangıcıdır demiştik; işte bu diriliştir. Kâbusun bıraktığı o sıkıntılı his ise öteki diyarda hissedilecek pişmanlığa benzer. Uyanış ölüm gibidir; yani ölüm korkunç değil, yeni olana bir başlangıçtır. Elbette bu yeninin insana iyi mi kötü mü geleceği tamamen kişinin kendi elindedir. Burada da devreye irade girer.
İrade, bireyin her arzusunu yerine getirmesi değil, bilinçli tercihlerle doğru olana yönelmesidir. Bilinçli kararlar, ruhu mutlu etmek amacıyla alınmalıdır. İnsan, sürekli kendi içinde muhasebesini sürdürmeli; bir çizgide yürüyebilmenin en etkili yolunun bu olduğuna inanmalıdır. Çünkü ortada bir irade ve bir seçim vardır: Bu kararı neye göre aldım? Bu kararı uygularsam ne olur? Ya bu kararı uyguladım ama doğru mu?Bu sorular insanı hem diri tutar hem de ahlaki değerlerimizin korunmasını sağlar. Zaten bizim de ihtiyaç duyduğumuz kişiler; aktif düşünen ve bu düşünceyi hayata geçirebilen insanlar.
Bir noktada nasıl bir diriliş bizi bekliyor, tam olarak bilmemiz mümkün değildir.Efendimiz (s.a.v.) bile o günahsız hâliyle endişe içindeydi, kâinat onun yüzü suyu hürmetine yaratılmasına rağmen tir tir titriyordu.Hal böyleyken bizim sahip olduğumuz bu rahatlık korkarım ki sonumuz olacaktır.
Sonumuzun hayırlı olmasını istiyorsak; gözümüzü düşürmeyi, dilimizi korumayı, kulağımızı kötülüklere kapatmayı öğrenmeliyiz. Ellerimizin harama dokunmayacağından emin olacağız. İlk başta zihnimizde gerçekleşecek yenilenme, daha sonra hareketlerimize yansıyacaktır. Kalplerimizde çiçekler açacak, gül bahçelerinde dolaşacağız.
Her adımımızı doğru değerlendirmeliyiz; tek bir kelimemiz bile israf olmamalı en azından çabamız ve niyetimiz bu yönde olmalı. Talip olduğumuz şey Allah’ın rızası iken, bizler kolay olanın tutsağı olmamalıyız. Yaşadığımız çağa bakınca öfkeleniyorum; hiçbir savaş vermeden düşmana yani nefsimize yeniliyor gibiyiz. Yenilgi bizi rahatsız etmiyor gibi, sonra bir sakinlik sarıyor beni, aklıma ayetler(Şüphesiz Allah katında din İslam’dır. Âl-i İmrân 3/19), Efendimizin hadisleri geliyor(Bu din, gece ile gündüzün ulaştığı her yere ulaşacaktır); karanlığın ebedî olmayacağı fikri içimi rahatlatıyor. Sonuç olarak öfkem hiçbir zaman yerini umutsuzluğa bırakmıyor(Allah’ın rahmetinden ancak kâfirler topluluğu ümidini keser.Yusuf Suresi 12/87). Dışarıda hâlâ Allah kelamını duyunca bile içi titreyen gençler varken,“Elhamdülillah, bugünümüze de.” diyebiliyor insan.
Anlayacağınız siz sevgili okurlar, umutsuzluk bir zamanlar beni çepeçevre sarmışken, şimdi nasıl daha iyiye doğru yürüyebilirim planları heyecanlandırıyor yorgun kalbimi ve bu planlar şöyle dedirtiyor bana,faninin her şeyi etmedi bakinin tek bir zerresi…
Yorumlar
Kalan Karakter: