Şia, Haricilik dahil islam tarihinde tüm mezheblerin farklı yorum ve uygulamalarla kendini meşrulaştırdığı temel paradigma epistemoloji budur dersek bir abatı sayılamz
Ehli sünnet mezheplerinde
genel olarak,
amelde/paratikte şu delil ve yöntemlerden hüküm çıkarılır,
Kitap, Sünnet,
Kıyas İcma İstihsan, istikra, Akvalüssahabe/Sahabi Sözleri vs gibi,
Elbet bir de meselenin itikadi/imani teolojik
yönü vardır Maturidlik Eşarilik, Mutezililik gibi,
Ancak bu konular şüphesiz başka bir konudur ve bu konu ile ilgili yığınla literatür vardır,
Evet fazla dataya girmeden akademik kavramlara boğmadan konuyu şöyle özetleyebiliriz,
1-Ortodoks Sünniliğin
ilk büyük İmam-I Ebu Hanifedir,
Numan bin Sabit bin Zuta bin Mah,
bugünkü ehli sünnetin kendisini kurucu olarak kabul ettiği Hanefi mezhebinin aksine siyasal boyutu ile Saltanat'a karşıdır,
Onun saltanata karşı Kur'an, ahlâk adalet akıl merkezli eleştirel bir tutumu vardır,
Bu yüzden,
sanı sıfatı Halife, melik/sultan olan Abbasi Halifesi Cafer Mansur tarafındam Hapishanede şehit edilmiştir,
Diğer ehli sünnet imamları Şafii Ahmet bin Hanbel, Mâlik bin Enes de zaman zaman baskı ve şiddete maruz kalmışlardır,
2- Ehl-i Sünnet geleneğinde İmam-ı Azam'ın şehit edimesinden sonra Onun öğrencisi Ebu Yusuf'un Bağdat kadılığını bugünkü deyimi ile Mansur'a Adalet Bakanı olmayı kabul etmesi ile beraber,
Ulema Saray'a intisab etmiş,
sivilliğini kaybederek tabiri caizse devlete midesinden bağımlı
bir konuma evrilmiltir,
Emevi döneminde bile baskı ve şiddete rağmen ulema kısmem sivilliğini korumuş muhalefet etmeyi sürdürmüştür,
2-Bu anlayışla beraber ehli sünnet geleneği Muaviye ve Yezidle başlayan Bizantinist,
yani dinin sınırlarının, işlevinin, kapsamının imparator Kral Sultan Halife tarafından belirlendiği babadan oğula geçen monarşik sisteme boyun eğmiştir,
2- Ulemnanın saraya intisab etmesi beraberinde Din/islam ameli ve itikadi bağlamda saltanat sistemini meşrulaştıran iktidarı besleyen,yücelten kutsayan bir araçsalığa, aygıta dönüşmüştür,
Devlet artık genel itibarı ile,
İslam'ın ön gördüğü
adil fazıl kıst ahlâk ihsan isar merkezli bir toplumun hizmetinde değil,
Kabile, Asabiyet Ganimet, Cizye'yi, haracı önceleyen köleleştirmeyi, cariyeciliği meşru kılan ısırıcı Saltanat düzeninin hizmetindedir.
4- Ehli Sünnet geleneği,
Yer yer sözde Halife sultan olan bireylerin yaptığı zulümleri, baskıları hukuk/şeriat dışı uygulaaları, keza kardeş katliamlarını hikmeti hükümet,
devletin bekası,topmlumun selameti, fitne ve fesadı önleme gibi kavramlarla meşrulaştırmıştır,
5-Ehli sünnet geleneği Halife-i İstila kavramı gereğince,
başsız, başkansız kalmaktansa gücü kuvveti ele geçiren bir bireyin kabilenin millletin Halifeliği zorla alabileceğine onay vermiştir,
8- Gazali, Maverdi dahil ehli sünnet geleneği muhalefeti fitne fesad çıkar gerekçesi ile mahkum etmiş,
Kur'an'a rağmen zalim bir sultana itaat etmeyi meşrulaştırmıştır,
Meşrulaştırılan Saltanat sistemi özellikle,
Ebu Zerr, Caad bin Dirhem, Cehm bin Safvan ,
Gaylan Eddımeşk,
İbn-i Sakıt,
Hz Hüseyin''le beraber
İmam-ı Azam'dan,
Hallacı Mansur'a Nesimi'ye,
Şeyh Bedrettin'e,
Pir Sultan Abdal'a kadar bir çok ulemayı ya idam etmiş ya haps etmiş ya da sürgüne göndermiştir,
9-Ehli sünnet geleneği saltanatı meşrulaltırdığı için saltnatı kabul etmeyen Şia'yı, Caferiyye'yi dini olmaktan çok siyasî nedenlerle ötekileştirmiştir,
Zira İmam-ı Azam hariç Modern dönemlere kadar,.ç
istisnalar hariç Siffin'de Ali'nin,
Kerbela'da Hz Hüseyin'in haklı olduğunu açıktan söyleyememiş açıkça lanetleyememişledir,
Çünkü bunu yaptıklarımda Saltanat sistemini onaylamdıkarı ortaya çıkacak,
bu durumun makam ve mevkilerinin kaybetmeleri,
ya da hapis ve idamla sonuçlanacağının farkındadırlar,
Bu Sadece Emevi ve Abbasiler de değil Selçuklu ve Osmanlı'da da böyledir,
10-Ehli Sünnet geleneği siyasl düzlemde fitne fesad çıkar gerekçesi ile muhalefeti mahkum ettiği için,
Özgür irade ile biat,
şura adalet ehliyet liyakat merkezli siyasl anlayışın gelişmesini önleyerek akideye, Nebevi sünnete daynan siyasal anlayışı mahkum etmiştir,
11-Ehli Sünnet geleneği açıkça olmasa bile Halifeyi yeryüzünde Allah'ın gölgesi gibi kabul ettiğinden dolayı Sultanı Halifeyi eleştirmeyi,
dine Allâh'a eleştiri gibi
yansıtmaya çalışmıştır,
12- Bu anlayış özellikle Abbasiler döneminde
bir nevi Batı'ya benzer resmi bir engizisyon sistemine dönüşmüş mihne teşkilatının doğmasına neden teşkil etmiştir,
muhalif bir çok insan, ulema şiddete maruz kalmış onlarcası Kızıldenizde ıssız Dehlek adasına sürülmüştür
13-Ehli Sünnet siyasl geleneği Kur'an'a Hadislere atıfta bulunsa bile,
meşhur sahabi, Ebu Zerr gibi,
Hz Osman'a Muaviye baş kaldıran zalim bir valiye Sultan'a baş kaldıryı merkeze alan Kur'an'a referans veren bir siyasl anlayışı kabul etmez güce kuvvete boyun eğer,
bunu da yine İslam'la Kur'an'la meşrulaştırmya çalışır,
Günümüzde tıpkı körfez ülkelerinin yaptığı gibi,
14- Ehli sünnet geleneğinin siyasl anlayışı çağdaş kavramlarla ifade edersek teopolitk doğası, anlam ve kavrma çerçeveleri,
ezici bir şekilde pragmatik, otoriter bir temele dayanmakla beraber,
zaman zaman Makyevelizmi de içselleştirmiştir,
keza bu siyasal anlayış halkı güdüecek bir sürü gibi gören Çoban Kültü'ne dayanmaktadır..
15- Sonuç itabarıyla ehli sünnetin geleneğinin siyasal teopolitk iz düşümü,
bireyi güdülecek bir koyun, teba, kul olarak gören güç kuvvet kabile asabiyet, ganimet merkezli, monarşik,
iktidara gıden yolda her türlü gayri meşru makyevelist yöntemi meşru sayan bir siyasal anlayışı caiz gördüğü için,
İslam toplumlarında Cumhuriyet, demokrasi, insan haklari, ifade özgürlüğü,
hukukun üstünlüğü, vatandaşı devlete karşı koruyan ikincil sivil yapılar gelişmemiştir,
Hegelci bir felsefe ve mantık gibi devlet neredeyse Tanrı'nın sosyo politik iz düşümü konumuna yükseltilmiştir,,
Devlet zaman zaman Thomas Hobbes'un her şeyi yutan Leviathanına dönüşmüştür,
Günümüzde bu anlayışın kalıntıları, uzantıları
maalesef modern bir şeklide kılık değiştirerek halen devam etmektedir,
Sadece koşullar, yöntemler araçlar farklıdır, zihniyette, siyasal akılda olumlu anlamda tam bir değişme, gelişme, ilerleme yoktur,
Öyle ki, bugün ehli sünnet toplumları,
onları yöneten hükümetler ABD ve İsrail'in tüm işgal ve katliamlarına Katolik İspanya kadar bile tepki verememektir,
Zira ehli sünnet siyasal aklı,
İslam tarihinde yaptığı gibi bugün de,
gücü, kuvveti, parayı elinde tutan ve onların yerli işbirlikçilerinin kurduğu şirkçi, finans capitalci,
R, Folk'un deyimi ile pazartektanrıcı düzenleri, tanını meçhul başka bir deyişle toplumun muhaleftin rızasını almayan tek taraflı,
çoğu kez iktidar sahiplerini iktidarda tutmayı amaçlayan
'hikmeti hükemet' 'devletin bekası' anlayışı doğrultusunda desteklemeye, kutsamaya devem etmektedir
Şüphesiz bu kısa makale,
hasbi ilim akıl nakil merkezli bir eleştiriye muhtaçtır,
16- Ve nihayet,
bu makale Muaviye ve Yezid'en sonra Saltanatla yönetilen islam dünyasında,
tüm Sultanların/Halifelerin, yöneticilerin islam kültür dairesinde olmadığı tamamen kötü, din dışı olduğu,
Medeniyet düzleminde İslam aleminde yetişen ilim adamlarının bilim felsefe sanat, teknik, mimari, musiki, edebiyat, kültür, değer, ahlâk üretmediği, insanlığın ortak mirasına katkıda bulunmadığı anlamına gelmemektedir,
Dr. Lütfü Özşahin
Dinler Tarihçisi/Siyaset Felsefecisi
Yorumlar
Kalan Karakter: