Onlar o kadar ilgisiz ve üşengeç ki, namaza başlarken bir gün bile arkasını dönüp cemaate bakmaz, safların karmakarışık olduğuyla ilgilenmez; namazdan sonra kimseyle selamlaşmadan herkesle birlikte camiden ayrılır. Camiye genelde ezandan bir-iki dakika önce gelmiştir. Sarıktan bile sıkılır, sık sık takkeyle namaz kıldırır, yoldan geçen biri gibi.
Dün akşam namazında yaşadığım bir olay epeydir içimde biriktirdiğim BU duyguları paylaşmama neden oldu:
Denizli'nin en büyük, en bilinen, en zengin üç camisinden birine iftardan 7-8 dakika önce vardım. Kimse yok, etraf karanlık. Ezan okunmaya bir dakika kala imam olduğunu sonra öğrendiğim 20 yaşlarında bir delikanlı geldi. Cübbesini giydi. Yanımda iftarlık bir şey yoktu. Etrafta su da göremedim. İmam efendi orucunu açarken bana da bir şey ikram eder diye düşündüm ama arkadaş benim tarafa bakmıyordu bile. Oruç açtığını da görmedim. Sonra bir kişi daha girdi camiye. İmam ve iki kişi namazı eda ettik. İmam hala bana doğru bakmıyor. "Allah kabul etsin hocam" deyip elini sıkarken sordum, "Caminin resmi görevlisi siz misiniz?" Evet, dedi. Gayet soğuk ve mesafeliydi.
Neyse, konuyu daha fazla uzatıp vaktinizi almak istemiyorum. İmamın kıraatı güzeldi ama eksik kurulmuş bir robottan farksızdı. Camiye zorla gelmiş, mutsuz biri gibiydi. Belki de ciddi bir sorunu vardı, günahını almayayım ama şahsen yadırgadım. Sahne alanlar her türlü acılarını bir süreliğine içine atmasını bilmelidir.
Ben de 18 yaşlarında Denizli'de Ramazan'da fahri imamlık yaptım. Hacılar, Sümer ve Değirmenönü camilerinde. İftar saati için bir tabakta hurma ve su bulundururdum. Hocalarımdan, büyüklerimden öyle görmüştüm. Çok güçlü ve yaygın bir Diyanet çatısı altındaki bu yeni imamları anlamakta zorlanıyorum vesselam.
Peki bunları denetleyen, yönlendiren, eğiten hiç kimse de mi yok? Diyanet ilgisizse cami dernekleri, yaşını başına almış cemaat de mi kalmadı artık?
İçten bir hasbihaldi, rahatsız ettiysem özür dilerim.
> HÜSEYİN GÖKÇE
Yorumlar
Kalan Karakter: