ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırıları, yalnızca iki devlet arasında yaşanan askeri bir çatışma değildir. Bu saldırılar, uluslararası hukukun temel ilkelerine, devletlerin egemenlik hakkına ve insanlığın ortak barış idealine yönelmiş açık bir meydan okumadır. Güçlünün hukuksuzluğunu dayatan bu anlayış, dünyayı daha güvenli değil; daha karanlık ve daha istikrarsız bir geleceğe sürüklemektedir.
Her ne kadar İran’ın rejimi, bölgede yürüttüğü vekâlet savaşları, mezhep temelli nüfuz politikaları ve rejim ihraç etme çabaları ciddi biçimde eleştirilmeyi hak ediyorsa da; bu durum hiçbir ülkeye İran’a yönelik askeri saldırı hakkı vermez. Uluslararası hukuk, rejim beğenisine göre işletilemez.
Böyle bakıldığında, İsrail’in yıllardır izlediği politikaların da her tarafı sakat, yanlış ve sorunludur. Buna rağmen ABD’nin İsrail’in rahatı adına tüm bölgeyi ateşe atacak adımlar atması, küresel barış açısından kabul edilemez bir sorumsuzluktur.
Katil Netanyahu’nun yıllardır sürdürdüğü kan ve yıkım politikaları, Filistin’de derin bir insani trajediye yol açmışken; şimdi İran’a yönelik saldırılarla yeni cepheler açılması, yayılmacı ve saldırgan bir güvenlik doktrininin açık ilanıdır.
Bu saldırganlığın arkasındaki teşvikçi, tahrikçi ve payanda ise Trump’tır. Güç siyasetini kutsayan, bombayı diplomasinin önüne koyan, askeri müdahaleyi “barış” ambalajıyla pazarlamaya çalışan bu anlayış, dünya kamuoyunun aklıyla alay etmektedir.
İran’ın güneyindeki Minab kentinde bir kız ilkokulunun hedef alınması sonucu 50’den fazla kız çocuğunun hayatını kaybetmesi ve ortaya çıkan görüntüler, bu saldırganlığın gerçek yüzünü göstermektedir. Çocukların, öğrencilerin ve sivillerin hayatını hiçe sayan bir askeri anlayışın hiçbir meşruiyeti olamaz.
Her türlü hukuku çiğneyen, masumları hedef alan bir güç; ne kadar büyük olursa olsun haklı değildir, olamaz.
Bu anlayış; hukuk devletlerinin değil, küresel tahakküm heveslilerinin anlayışıdır. Uluslararası hukuk ihlallerine bugün göz yumulursa, bu durum yarın başka coğrafyalarda benzer müdahaleler için tehlikeli bir emsal oluşturacaktır. Hukuk seçici uygulanamaz. İnsan hakları coğrafyaya göre değişmez.
Adalet, güçlüye göre eğilip bükülemez.
Sessizlik suç ortaklığıdır.
Çifte standartlı hukuk, hukukun tasfiyesidir.
Ortadoğu, küresel hesaplaşmaların satranç tahtası değildir. Bu coğrafyada yaşayan milyonlarca insanın kaderi; siyasi hırsların, ideolojik körlüklerin ve güç gösterilerinin malzemesi olamaz.
Mübarek Ramazan ayında sivillerin üzerine bomba yağdırmak, yalnızca hukuka değil insanlığın ortak vicdanına da meydan okumaktır.
İran’a yönelik bu saldırganlığı ve sivilleri hedef alan her türlü askeri eylemi en güçlü biçimde kınıyorum. Uluslararası toplumu suskunluktan çıkmaya, hukuku güçlünün iradesine teslim etmemeye ve bu pervasızlığa karşı açık tavır almaya çağırıyorum.
Barış, silahların gölgesinde değil; adaletin zemininde inşa edilir.
Güvenlik, korku üretmekle değil; hakkaniyetle sağlanır.
Zulme, kimden gelirse gelsin karşı durmak insan olmanın asgari şartıdır.
Tarih, susanları da konuşanlar kadar yazacaktır. Ve adalet er ya da geç yerini bulacaktır.
Yorumlar
Kalan Karakter: