Henüz ilkokula başlamamıştım üzerimizde düzgün bir kıyafet ve ayağımda ayakkabı yoktu. Ailede bana bile ufak tefek iş düşüyordu. Hasta ve kötürüm koyunları merada otlatıyorum. Yalın ayak koyun otlatırken diken ve toz içerisindeki keskin taşlardan sakınmak gerekiyordu. Yaz boyu dolaştıkça ayaklarda yarık ve yara eksik olmuyordu…
Ayak yaralarının tedavisini ailede, ninem ya da annem yapıyordu. İlacımız ayağa sürülen Çam sakız ya da katrandı. Bu doğal ilaç aslında çam reçinesiydi. Çamın çıralı kuru dalları toplanıp, tencere yerine kullanılan tenekeye doldurulup ateşte ısıtılarak eriyen reçine bir kapta saklanırdı. Bazen de beze sarılıp muhafaza edilirdi. Ayak altında yarık ve çatlak fazla olunca, beze sarılı çam sakızı yumuşatılır ve ayak altında yuvarlanarak ayak yarıklarına nüfuz etmesi sağlanırdı. Bu şekilde yara ve yarıklar iltihaptan korunurdu…
Dedem yazın yaylaya çıkmadan önce elinde bir parça manda derisi ile geldi. Bıçağını ve biz’ni aldı, abimle ikimiz merakla yanına vardık. Dedem deriyi abimin ayağına ölçtü ayağa denk gelecek şekilde tahtanın üzerinde kesip, kenarlarını biz ile deldi. Derinin geri kalanından ip şekilde keserek iki tane sırım hazırladı. Elle düzelterek uç kısmını dikti, epey bir uğraşıdan sonra iki tane hazırladı. Önceden biz le açtığı deliklerden sırımı geçirdi kuruması için güneşe bıraktı. “Abime bu çarık senin” dedi. Abim çok sevinmişti. Bana yok mu anlamında mahzun bir şekilde bakmış olacağım ki, “Oğlum kalan deriden bir çift çarık daha çıkmaz sana sonra yaparım.” Dedi ama benim çarığım hiç olmadı…
Harman zamanı gelmişti ekinler biçiliyordu. Herkes tarlasında tırpan ve kalıçla ekin biçiyor ve yığın yapılıyordu. Biçme bitince kağnı ile harmana taşınırdı. Sonrasında düvenle sürülerek Tınaz yapılıp rüzgârda savrularak dane ve saman ayrılırdı…
Islah edilmiş sertifikalı verimli tohumların ve makinalaşmanın olmadığı, kimyasal gübrelerin bilinmediği yıllardı.1950’li yıllarda buğday verimi: 105 Kg/dekar, 1960’lı yıllarda ise 108 Kg/dekardı. Haliyle nüfusu beslemeye yetmediği için buğday ununa arpa unu katılıyordu. Bundan dolayı Kayseri’den gelen somun ekmek o kadar lezzetliydi ki saçta yapılan yufka ekmeğe dürüm yapıp yiyorduk…
Hayvanlara saman yetmediğinden buğday ekilen tarlalarda saman çok olsun diye çavdarla karıştırılıyordu…Bazı ailelerin kışın sonuna doğru samanı bitince alaca karda dağlardan, “Keven (Astragalus)”Baklagiller familyasında olduğundan eşek ve keçiler kolaylıkla yer , dikenli olması diğer hayvanlar için eşeklerle getirilirdi. Dikenden kurtarmak için alevde dikenler yakılır bu işleme “Keven ütme” denirdi. Suda yumuşatılıp, “Dahra (satır)” ile doğranarak hayvanlara yedirilirdi.
II. Dünya savaşından sonra, artan nüfus için açlık tehlikesi başladı.Dr. Norman Borlaug, Japonya'dan yatmaya dayanıklı bodur buğday Kuzey Amerika türleriyle ve pasa dayanıklı çeşitlerle melezleyerek, Buğday Geliştirme Merkezi'ne (CIMMYT) dönüşmüştü. Bu çalışmaları ona, 1970 Nobel Barış Ödülü'nü kazandırdı
!966 Yılında Tarım Bakanı Bahri Dağdaş ithal tohumların ülkemize girmesini sağladı. Zamanla bizim ıslahçılarımız ve Araştırma Enstitülerimiz ülkemiz şartlarına uygun çeşitler ıslah ederek üretimin artmasına büyük katkı yaptılar.
Tarihimizde özellikle buğday kıtlığı 16, 17 ve 19 Yüzyılda Anadolu da yaşanmıştır. 1590-1617 döneminde bile yoksul köylüler çiftçiliği bırakıp “çiftbozan” olurlar. Vergi ödeyecek hatta karınlarını doyuracak durumları da olmadığından, göç ederler. Büyük Tarihçi Halil İnalcık’ın ifadesiyle “büyük kaçgunlara ve asilere katılır ya da Celali oldular.” Kırsaldaki büyük göç ve çiftçilerin yaş ortalaması 57 olup, gençlerin bu sektöre ilgi duymaması sürdürülebilir gıda üretimini riske sokma tehlikesi taşımaktadır. Bu itibarla verimli arazilerimizin ekilmesi için tarıma ilgi duyan çiftçileri topraktan ve hayvancılıktan kopmamaları için teşvik edici tedbirler alınmalıdır.
ZEKERİYA HERDEM 29 Aralık 2025 ANKARA
*Sırım: kimi işlerde ip yerine kullanılmak üzere kesilmiş, ince, uzun ve esnek deri parçası.
*Düven: ya da düğen, harmanda ekinlerin (buğday, arpa, yulaf, vb.) tanelerini sapından ayırmak için kullanılan, hayvanlarla çekilen, alt yüzeyinde keskin çakmak taşları çakılı olan kızak biçiminde araçtır.
* Biz: Ucu sivri delici bir alettir.
*Kalıç: Orak sapı bulunan, yarım ay şeklinde içe gelen yüzü keskin, metalden elle ekin biçme aracı.
*Çarık: Anadolu köylüsünün yaygın kullandığı bir ayakkabıdır. Terbiye edilmiş manda ve sığır derisinden yapılır. Ayağa sarılması ve sırımlarla bağlanmasıyla oluşan ayakkabıdır.
* Tınaz(tığ): Harmanda düvenle sürülmüş rüzgârda savrulmak üzere hazırlanmış ekin yığını.
Yorumlar
Kalan Karakter: