Uzman Psikolog Arzu Hamurcu, bireylerin ekranda gördüklerine karşı bir şeyler yapma isteği ile zamanla çökme yaşadıklarını söyleyerek, "Dijitalde yapılan paylaşımlarla vicdan rahatlatması yapılıyor ve gerçek hayattaki sorumluluklar erteleniyor" dedi.
Beynin duyguları ve duygusal süreçleri aynı anda işleyemediğini ve iki uçtan birinin yaşandığını söyleyen Uzman Psikolog Arzu Hamurcu, "Dijital vicdan, kişinin ekranda gördüğü felaketlere, yardım çağrılarına, mükemmel hayatlara, başarılı performanslara karşı vermiş olduğu sorumluluk, suçluluk ve yetersizlik duygularının toplamına verilmiş bir kavram aslında. Çünkü dijital vicdan ne kadar yeni bir kavrammış gibi görünse de aslında birçoğumuzun çoktan hayatının içine girmiş bulunmakta. Eskiden insanlar vicdanı tek bir olayla ya da birkaç olayla karşılaştırıp kendi vicdanlarına iç seslerine göre yorum yapıyorlar iken artık ekranın sesiyle yapılan bir yorum haline geldi. Artık telefonumuzu açtığımızda, bildirimlere baktığımızda onlarca felaket, binlerce yardım haberi, muazzam hayatlar, muhteşem başarılar görürken insanda bıraktığı duygu artık yetişmek, bir şeylere ulaşmak, ben de bir şeyler yapmalıyım hissiyatı ile geride kalan bir psikoloji haline geliyor. Bunun en büyük örneklerinden birisi artık bireylerin üzerinde görmüş olduğumuz bir yorgunluk hali. Artık bir çökkünlük görüyoruz. Çünkü insanlar ‘bir şeyler yapmalıyım, ben bu kadar duyguyla nasıl baş edeceğim’ diye düşünmeye başlıyorlar. Beyin bu kadar bilgiyi aynı anda işleyebiliyor olsa bile aslında duyguları ve duygusal süreçleri aynı anda sindiremiyor. Haliyle iki uçtan birini yaşıyoruz. Ya bütün bu haberlere duyarsız kalıyoruz ya da artık bir şeyler yapmalıyım suçluluğu ve sorumluluğuyla en azından aktif olan birisi olayım diyerek paylaşımda bulunuyoruz, beğenilerde bulunuyoruz, destekler yapmaya çalışıyoruz ya da kampanyalara bir şekilde katılmaya çalışıyoruz. İşin bu kısmı zaten etik ve ahlaki bir süreçte yürütülmediği zaman hem bireysel hem de toplumsal olarak çok ciddi zararlar verebiliyor. Kaldı ki biz bunu yaparken bir başkasını da bunun üzerinden yani ‘paylaşım yapmıyor’ şeklinde yargılayabiliyor ve onun da iyi bir insan olmadığını sorgulamaya başlıyoruz. Şimdi burada aslında vicdan rahatlatması dediğimiz kısımda burası. Çünkü ben sadece bir fotoğraf paylaşarak, sadece bir beğeni butonuna basarak gerçek hayattaki sorumluluğumu ertelemiş oluyorum. İşte gerçek vicdanla dijital vicdan arasındaki en önemli fark burasıdır. Gerçek vicdan gerçekten bir insana temas etmektir. Gerçekten bir bağ kurmaktır. Ben bir paylaşım yaptığımda aslında kaç insana ve kaç noktaya gerçekten temas ediyorum? Sadece bir şeyler yapmış olmak için sadece bir kampanyaya katılmış olmak için mi paylaşıyorum yoksa gerçekten bir insana yardımcı olmak için mi paylaşıyorum?" diye konuştu.
Hamurcu, bireylerle bağın ekranda değil hayatta kurulduğunu söyleyerek, "Dijital dünyanın en önemli ahlaki kısmında durup şunu sorgulamamız lazım. ‘Ben şu an bu paylaşımı gerçekten kimin için yapıyorum? Eğer ben yardımcı olmak için yapıyorsam ben bir kahraman değilim. Ben dünyayı kurtaramayacağımı, kendime hatırlatarak kendi yapabileceğim yardımı görmem lazım’. Yani gerçek dünyada benim yardım etmem ve gerçek dünyada gerçek bir bağ kurarak insanlara temas etmem gerekiyor. Gerçek haberler, gerçek iletişim kaynakları, gerçek kampanyalarla benim hayatımı oturtmam ve düzenlemem gerekiyor. Çünkü bağ, gerçek hayatın en içerisinde samimi bir şekilde kurulan bir bağ olduğunda vicdanımız işliyor. Diğer türlü sadece bir yarışın içerisinde bir performans kaygısıyla ‘ben de geç kalmayayım, ben de onlar gibi olayım’ diye paylaşılan bütün paylaşımlar ne yazık ki sahte paylaşımlar oluyor ve günün sonunda bize elimizde kalan bir geç kalmışlık, suçluluk ya da duyarsızlaşma ile bize dönüş yapmış oluyor. Burada en önemli ve son olarak söyleyeceğim kavram şudur ki artık hayata yetişmeye çalışmaktansa kendimize yetişmek ve kendimize kurduğumuz bağı insanlara gerçek bir şekilde yansıtmak gerekmektedir. Yani dijitalin vicdanımızı ne kadar kararttığını bu örneklerden de görebiliyoruz. Çünkü sürekli maruz kaldığımızda artık merhametimiz de azalıyor ve körelme duygularına başlayabiliyoruz. O yüzden istediğimiz şey burada ekran süresini değil kalbinizin süresini tutmanız ve ekrandan bir performans olarak değil kalbinizden geçen gerçek bir bağ ile temas kurarak vicdanınızı kullanmanızdır. Çünkü vicdan bir performans değildir, bir bağdır ve bağ, ekranda değil, hayatta kurulur" ifadelerini kullandı.
Yorumlar
Kalan Karakter: