TAŞRADAN SARAYA UZANAN YENİ KÖYLÜLÜK..!

Misafir Kalem ulusaltarim.net@gmail.com


Hasan Nail Canat


Dili tevazu, pratiği lüks, kökeni yoksul, arzusu saray… 

Türkiye’de son yirmi yılda yükselen muhafazakâr elit kültürü, sadece iktidarın değil, toplumun değer dünyasının da çehresini değiştirdi. 
Ortaya gösterişçi, kitsch ve ahlaki olarak aşınmış bir yeni sınıf çıktı.

Artık "KÖRFEZLEŞME"  dindar lüksün yeni estetiği.
Bugün sokakta, sosyal medyada, siyasette şöyle bir manzara beliriyor.
Altın yaldızlı sırça köşkler, VIP umre turları, helal sertifikalı tatil köyleri, dev cami kompleksleri, gösterişli iftar sofraları…
Bütün bu görüntüler, İslam’ın tarihsel etik mirasından değil, petrol zenginlerinin şatafat kültüründen geliyor.

Dinin dili hâlâ “tevazu”, “kanaat”, “israf haramdır”;
ama günlük pratikte israf en büyük statü sembolü.
Bu dönüşümün adı, "Körfezleşme."
Yani ekonomik ilişkilerden çok, bir görgü ve yaşam tarzı ithalatı.

Yeni muhafazakâr elit, klasik anlamda bir burjuvazi değil.
Köyden kente göçle başlayan hikâye, esnaflıkla ve cemaat-dernek ağlarıyla serpildi.
2000’lerden itibaren de devlet sayesinde hızlanan bir sermaye birikimi ile zirveye çıktı.
Bu sınıfın gücü ekonomik ancak kültürel sermayesi zayıf.
Bourdieu’nun söylediği gibi, habitus yer değiştirince hemen değişmiyor.
Köyden ayrılıyorlar ama köyün zihniyetini, ilişkiciliğini, “bizden olan/bizden olmayan” ayrımını şehir hayatının tam ortasına taşıyorlar.
Sonuçta ortaya şöyle bir tipoloji çıkıyor.
Lüks içinde yaşıyor ama görgü üretmiyor,
Devlete bağımlı zenginlik, bağımsız bir ahlak yaratamıyor,
Dindarlık bir vicdan meselesi değil, kimlik etiketi hâline geliyor
Liyakat değil, sadakat belirleyici oluyor.

Artık bugünün “köylülüğü” coğrafi değil, zihinsel.
Şehirde yaşıyorlar, rezidansta oturuyorlar, son model cihazlar kullanıyorlar fakat zihniyet hâlâ kapalı bir cemaat düzeninin kodlarıyla çalışıyor.
Eleştirel düşünce yok, biat kültürü var
Kural yok, tanıdık var
Kamusal yarar yok, kabile mantığı var
Soyut ilke yok, “reis iyi adamdır” siyaseti var

Bu nedenle modern köylülük, şehirleşmenin doğal bir evresi değil kentli olamamanın, kent kültürüne eklemlenememenin bir sonucu.
Körfezleşen muhafazakârlıkla birleşince kabalaşmış bir yeni elit ortaya çıkıyor.
Zengin, güçlü, öfkeli, hesap vermez…
Fakat bir o kadar da kırılgan.

En büyük çöküş, değerlerde yaşanıyor.
Geleneksel muhafazakâr dilde bir zamanlar önemsenen tevazu, kanaat, kul hakkı, israf hassasiyeti, edep…
Bugün sadece hutbelerin konusu. 
Hayatta ise bambaşka bir gerçeklik var.
Sosyal medyada sergilenen lüks sofralar
Kamu kaynağının “bizimkiler yesin” mantığıyla dağıtılması
Torpil, kayırma ve sadakat ilişkileri
Gösterişçi hayırseverlik
“Kul hakkı”nın slogana dönüşmesi.

Bu çelişki genç kuşak için daha da yıkıcı.
Birçok genç, dindarlığı ahlakla değil, rant ve ikiyüzlülükle özdeşleştiriyor.
Dinden kopuşun bir kısmı inançsızlıktan değil, ahlaki hayal kırıklığından kaynaklanıyor.

Bugün Türkiye’nin yaşadığı sorun, sadece ekonomik bir kriz değil bir değer, bir kültür ve bir görgü krizi.

Körfezleşen muhafazakâr elit kültürü, hem modernliğin hem muhafazakârlığın altını oyuyor.
Bir yanda modernlikten sadece tüketim kısmını devralan bir sınıf, diğer yanda muhafazakârlıktan sadece yasakçı dilini retain eden bir zihniyet var.

Geriye gösterişli bir kabuk kalıyor öz ise hızla eriyor.

Türkiye’nin ihtiyacı, ne nostaljik muhafazakârlık ne de hamasi modernlik.
Erdem, emek, liyakat, sade yaşam ve kamusal ahlak etrafında yeni bir toplumsal sözleşme…

Aksi hâlde bu topraklarda gördüğümüz şey,
zenginleşen ama soylulaşamayan, güçlenen ama rafineleşmeyen, büyüyen ama derinleşmeyen bir modern köylü saray kültürü olarak kalacak.

Hüseyin Canik Alat